menopoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
menopoz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/01/2008

PROLAKTİN HORMONU SORUNLARI

PROLAKTİN ("SÜT HORMONU") YÜKSEKLİĞİ (HİPERPROLAKTİNEMİ) veGALAKTORE (GÖĞÜSLERDEN SÜT GELMESİ)
Pro-lactin= "süt üretici"Hiperprolaktinemi= kanda prolaktin hormonu yüksekliğiGalactorrhea (galaktore okunur)= "süt şeklinde akıntı"
Özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda kan prolaktin (PRL olarak kısaltılır) ölçümlerine sıklıkla başvurulur.

Kan prolaktini yüksek olan kadınlarda adet düzensizliği sıklıkla saptanırken, beraberinde göğüslerden süt gelmesi yakınması olabilir veya olmayabilir. Bunun belirleyicisi bir yandan yükselmenin ne kadar zamandan beri var olduğu öte yandan kadının meme dokusunun prolaktin hormonuna duyarlılığıdır. Gebelik döneminden uzak bir kadının meme dokusunun kan prolaktin yüksekliğine süt üretimiyle cevap vermesi gebelik ve emzirme döneminde olduğu kadar kolay değildir.

Öte yandan göğüslerinden bariz süt gelme şikayeti olan kadınlarda bazen prolaktin hormonu ölçümleri normal bulunabilmektedir. Bunun muhtemel nedeni günümüz laboratuvar yöntemleriyle ölçülemeyen (veya rutin olarak ölçülmeyen) ancak güçlü süt yapıcı özellikleri olan bazı prolaktin hormonu alt türlerinin bulunmasıdır.

Prolaktin Hormonunun İşlevleri
Beyinde bulunan ve birçok hormonun salgılandığı hipofiz salgı bezinde üretilerek salgılanan ve lohusalık ve emzirme döneminde süt üretiminden, yumurtlamanın ve böylece adetlerin durmasından sorumlu olan, böylece emzirme döneminde kadını yeniden gebe kalmaktan (belli bir süre) koruyan prolaktin hormonu çeşitli nedenlere bağlı olarak uygunsuz salgılandığında adet döngüsünün düzeninin bozulmasına ve beraberinde göğüslerden süt veya süt benzeri bir sıvının salgılanmasına neden olabilir.

Prolaktin hormonu hipofiz bezi dışında rahim dokusundan da salgılanan ve muhtemelen adet döngüsü üzerinde henüz tam olarak aydınlatılamamış olan başka işlevleri de bulunan bir hormondur.
Prolaktin hormonu gebeliğin 8. haftasından itibaren kanda artmaya başlar. Bu artışın amacı kadını bebek doğar doğmaz emzirebilir duruma getirmektir. Prolaktin hormonu bu amaçla gebelikte meme dokusunun büyümesini uyarır ve memelerde halk arasında ağız (veya ağız sütü) olarak bilinen kolostrum adı verilen ilk sütün üretimini sağlar. Bazı kadınlarda kolostrum memelerden henüz gebelik döneminde salgılanabilir ve bunun normal olduğu kabul edilir.

Prolaktin Hormonu Neden Yükselir?
Prolaktin hormonunun emzirme dönemi dışında kendiliğinden uygunsuz bir şekilde salınımına neden olan durumlar net olarak belirlenmiş değildir ve çoğu durumda araştırmalar sonuçsuz kalır.Bunun yanında göğüs bölgesine rastlayan şiddetli darbeler, bu bölgeye uygulanan büyük ameliyatlar, uzun süreli ruhsal stres, meme uçlarının sürekli olarak uyarılması (kadının sürekli olarak memelerinden süt gelip gelmediğini kontrol etmek için sıkması belli bir süre sonunda gerçekten süt akışının başlamasına neden olabilir!), bazı karaciğer ve böbrek hastalıkları, prolaktin hormonunun yükselmesine neden olabilmektedir.

Yine depresyon için kullanılan ilaçların bazıları, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazıları, östrojen hormonu, doğum kontrol hapları ve diğer bazı ilaçlar yan etki olarak prolaktin yükselmesine neden olabilmektedirler.
Hormonal dengesizlikler de prolaktin yükselmesine neden olabilmektedir. Bunlar arasından özellikle tiroid bezinden salgılanan hormonların yetersiz olması (hipotiroidi) prolaktin yükselmesine neden olan ve nispeten sık görülen bir durumdur. Bu nedenle kan prolaktin hormonu ölçümüne sık görülen bu hastalığın ortaya çıkarılabilmesi için TSH adı verilen hormon ölçümü mutlaka eklenir.

Prolaktin hormonu hipofiz bezinden salgılanan ve buradaki salgısı da hipofizin hemen üstünde yer alan hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilen bir hormondur. Bu nedenle hipofiz veya hipotalamusun tüm hastalıklarında kan prolaktin hormonu yükselebilir.
Hipofiz Bezinde Kitleye (Hipofiz Adenomu) Bağlı Olarak Prolaktin Yükselmesi
Hipofiz bezinden prolaktin hormonu salgısı yapan hücreler bazı durumlarda kontrolsüz bir şekilde çoğalabilmekte ve bu çoğalan hücrelerden vücudun ihtiyacından daha fazla prolaktin hormonu salgılanmaktadır.

Çoğalan bu hücreler bazı durumlarda ufak kitlesel oluşumlara dönüşebilmektedir. Adenom adı verilen bu kitleler çoğu durumda hipofiz bezinin ve beynin diğer bölgelerini olumsuz yönde etkilememekte, çok ender bazı durumlarda ise büyüyerek çevre dokulara (özellikle görme sinirine) etki ederek çeşitli sorunlara neden olabilmektedir.

Prolaktin Hormonu Yükselmesi Ne Gibi Belirtiler Yapar?
Hiperprolaktinemi sorunu olan bir kadında en sık görülen belirti memelerden kendiliğinden süt gelmesi (galaktore) ve özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliğidir. Ancak hiperprolaktinemi ara kanamaları, sık adet görme, adet kanamasının azalması ve diğer tüm adet düzensizliklerine de neden olabilir. Adet düzensizliğinin en muhtemel nedeni adet döngüsünde yumurtlamanın olmamasıdır.

Yumurtlamanın olmaması kadında gebe kalamama sorunu ortaya çıkarabilir. Gebe kalamama nedeniyle başvuran kadınlarda yapılan araştırmalarda %5-10 oranında prolaktin hormonu yüksekliği saptanabilmektedir.Prolaktin hormonu yüksekliği bir hipofiz adenomuna bağlı olduğunda yukarıdaki belirtilere ek olarak baş ağrıları ve görme bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu iki belirti hiperprolaktinemi sorunu olan kadınlarda oldukça ender görülür.
Tanı Nasıl Konur?
Adet düzensizliği, gebe kalamama, göğüslerden emzirme dönemi dışında süt gelmesi şikayetlerinden herhangi biri veya birkaçı ile başvuran kadınlara doktorlar tarafından kanda prolaktin hormonu ölçümü istenir.
Hiperprolaktinemi tanısı alan bir kadında hormon düzeyi belli bir seviyenin üzerinde (bu seviye doktordan doktora ve hastanın durumuna göre değişebilir) bulunduğunda genellikle hipotalamus ve hipofizi görüntüleyen bir yöntemle bu bölgede bir sorun olup olmadığı araştırılır. Bu incelemenin amacı kadında hipofiz adenomu bulunup bulunmadığının ortaya konması ve bölgede hiperprolaktinemi sorununa neden olabilecek diğer ender durumların araştırılmasıdır.
Görüntüleme yöntemi olarak basit bir sella tursika ("sella turcica") (kafa içinde hipofizin bulunduğu anatomik bölge) röntgeni istenebileceği gibi, adenom şüphesinin yüksek olduğu durumlarda daha hassas, ancak maliyeti daha yüksek olan BT (tomografi) veya MR (manyetik rezonans) incelemeleri gerekebilir.

Nasıl Tedavi Edilir?
Prolaktin hormonu yüksekliğinin yarattığı sorunlar farklı olabileceğinden tedavi şekilleri de farklıdır.Özellikle galaktore (göğüslerden süt gelmesi) durumunda kan prolaktin hormonu ölçümü birkaç kez alınan kan numunelerinde normal bulunsa bile, hiperprolaktinemi kabul edilerek tedavi etmek uygun bir yaklaşım olarak görülmektedir. Yazının başında anlatıldığı gibi prolaktin hormonunun bazı alt türleri laboratuvar ölçümlerine yansımamakta, böylece gerçekte prolaktin hormonu yüksek olan bir kadının prolaktini "normal" bulunabilmektedir. Ancak bu çok ender görülen bir durumdur.

Tiroid beziyle ilgili bir sorun saptandığında tedavi bu bölgeye yönlendirilir.
Prolaktin Seviyesini Düşüren İlaçlar
Bu ilaçlar hipofiz bezinde prolaktin hormonu üreten hücrelere direkt etkiyle üretimi azaltırlar ve ağızdan kullanılan, vajinal uygulanan veya kalçadan enjeksiyon şeklinde uygulanan şekilleri vardır.

Tedaviye başlamadan önce genellikle yukarıda anlatılan ve prolaktin hormonunun yükselmesine neden olabilecek dış etkenler saptanır ve giderilmeye çalışılır (ilaç kullanımı, meme uçlarının sürekli sıkılması gibi).

Sorun gebe kalamama olduğunda genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır.
Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır.
Sorun adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Çocuk istemeyen bir kadında böyle bir durumda yalnızca belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan ilaçlardan da faydalanılabilir.
Tesadüfen saptanan ve belirtiye neden olmayan hafif prolaktin yükselmelerinde genellikle tedavi gerekmez. Belli aralıklarla takip edilir.

Hipofiz Adenomunun Tedavisi
Görüntüleme yönteminde adenom saptandığında öncelikle adenomun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır.Adenomlar iyi huylu tümörlerdir, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle çok yavaş büyürler ve hatta çoğu durumda küçülme eğilimindedirler. Otopsilerde hiçbir şikayeti olmadığı bilinen kadınlarda bile %1-5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir.

Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikroadenom, büyük olanlara makroadenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır.
Hipofiz adenomunun yaptığı basının yaygınlık derecesi genellikle görüntüleme yöntemine net olarak görülmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine sıklıkla başvurulur.

Adenomların büyük kısmı prolaktin hormonunu düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir niteliktedir. Bu ilaçlar hücrelerin sayıca çoğalmasını etkili bir şekilde önleyebilmektedirler ve artık burun yoluyla tümörü çıkarma şeklinde gerçekleştirilen ameliyatlara oldukça ender başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Takip
Hiperprolaktinemi belirtileri ilaçla giderildikten sonra doktorun belirlediği aralıklarla düzenli olarak kan prolaktin ölçümlerine devam edilir. Adenom varlığında yine belli aralıklarla görüntüleme yöntemleri ve görme alanı muayeneleri tekrarlanır.
Takip tedavinin ilk aylarında daha sık aralıklarla yapılırken, hormon seviyelerinin yükselme eğiliminde olmadığı durumlarda takiplerin arası giderek açılır.
Gebelik döneminde takipte kanda prolaktin hormonu doğal olarak yükseldiğinden bu hormonun ölçümü takipte kullanılmaz.

SİVİLCELER

Sivilce veya tıbbi adıyla akne, en sık görülen cilt rahatsızlıklarından biridir ve ergenlik çağında insanların hemen tümü hafif veya ağır şekliyle bu sorunu mutlaka yaşamıştır. Sivilcelenme, polikistik overi (PKO) olan kadınlarda nispeten sık görülen bir sorundur ve bu yazı bu durum hakkında temel bilgiler vermeyi amaçlamaktadır.

Sivilceler Nasıl Oluşur?
Sivilceler cildin yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Yağ bezlerinin cilde açılan kanalları tıkandığında sivilceler ortaya çıkar. Sivilceler en sık yüzde, alında, sırtta, göğüste ve omuzlarda oluşurlar. Estetik görünümün geçici olarak bozulmasına neden olabilecekleri gibi, şiddetli olan lezyonlar nedbeleşerek iyileştiklerinde kalıcı izler de bırakabilirler.
Yağ bezleri normalde sebum adı verilen bir madde salgılarlar. Bu salgı bildiğimiz yağ özelliklerini taşır ve amacı cildi korumaktır. Yağ bezlerinin önemli kısmı vücutta kıl köklerinin (foliküllerin) içinde yer alırlar ve salgı bu kıl kökünün yüzeyine olur.

Herhangi bir nedenle sebum ("yağ"), bu kıl kökünün bulunduğu bölgeden dışarı açılamadığında bu bölgede birikir ve sivilce ortaya çıkar.
Kıl kökü tıkandığında içeride biriken bu sebum ve kıl kökü yenilenmesiyle normalde dışarı atılması gereken ölü hücreler atılamadığından içeride birikirler ve bakteriler için çok uygun bir besiyeri oluştururlar. Başta Propionibacterium Acne adı verilen bakteri olmak üzere çeşitli bakteriler tıkanmış folikül içinde çoğalmaya başlarlar. Bakterilerin çoğalırken salgıladıkları maddeler bölgede ödem, kızarıklık ve ağrı gibi iltihabi belirtilere yol açarlar. Belli bir aşamadan sonra kıl kökü içindeki basınç çok artar ve sivilce içeriği patlayarak cilde boşalır.

Sivilce oluşumunu açıklamak için çok çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan en çok kabul göreni kanda "erkeklik hormonlarının" artması ve bu artışa bağlı olarak kıl kökünün içinde bulunan sebum salgısının ileri derecede artmasıdır. Özellikle ergenlik çağının başlarından itibaren hem kız hem de erkek çocuklarda büyüme ve gelişmeyi sağlamak amacıyla testosteron hormonu ve diğer erkeklik hormonları artar ve bu artış duyarlı kişilerde sivilce oluşumuyla sonuçlanır. Yine polikistik over durumu genellikle ilk belirtilerini ergenlik çağında vermeye başlayan bir durum olduğundan ileri derecede sivilcelenme sorunu yaşanması, bu hastalığı düşündürebilir.
Sivilce oluşumu kalıtımsal özelliklerden çok fazla etkilendiğinden özellikle anne ve babasında ergenlik çağında sivilce öyküsü olan kız ve erkekler bu problemle daha sık karşılaşırlar.

Kalıtım muhtemelen sebum salgılayan hücrelerin erkeklik hormonlarına duyarlılığını etkilemektedir.Ergenlik çağındaki kızlarda ve kadınlarda adet kanamasından 2-7 gün önce değişen hormonal ortam nedeniyle sivilcelerde artış gözlenir. Gebelik, doğum kontrol hapına başlama veya bırakma, ağır ruhsal veya fiziksel stres de hormon düzenini etkileyerek sivilcelerin artmasına veya daha önceden hiç sivilce sorunu yaşamayanlarda yeni sivilce oluşumuna neden olabilir.Cildi "kirli" olanlarda ve bazı gıdaları alanlarda sivilcelerin daha çok görüldüğü doğru değildir.

Sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıkmaya başlayan sivilceler genellikle 30 yaşından sonra azalma eğilimi gösterse de, 40-50 yaşlarına kadar sivilce sorunu yaşayan insanlar da vardır.
Sivilcelerin tedavisi genellikle bir cildiye uzmanı tarafından yapılır. Ancak özellikle PKO düşündüren belirtilerin varlığında Cildiye Uzmanı değerlendirmesine ek olarak bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesi de gereklidir.

Yukarıdaki belirtiler dışında, ergenlik döneminde hiç sivilce olmamış veya hafif olmuş olmasına rağmen ergenlik döneminden sonra sivilce problemiyle karşılaşan kadınların da bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesinden geçmeleri önerilir.

Cildiye uzmanı tarafından izotretinoin içerikli ilaç tedavisi verilen kadınların gebelikten korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Sivilce tedavisinde en güçlü ilaçlardan biri olan izotretinoin, bilinen en güçlü teratojen (bebekte doğumsal kusur yapan) ilaçlardan biri olduğundan bu ilaç gebe olan veya gebelik şüphesi olan kadınlarda kullanılmaz.

8/06/2008

Tüp Bebekte Çoğul Gebeliğin Riski!

Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirdiği, ancak uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği bildirildi.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı)Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkati çekti.
Tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığının belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini anlatan Tıraş, "ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır.

Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir" dedi. Embriyo sayısının artırılmasının, "çoğul gebelik" ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, "Çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır" dedi.

ÇOĞUL GEBELİĞİN RİSKLERİ
Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, "tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler" dedi.
Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.
Yıllık kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?
Menopozun belirtileri nelerdir?

Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Muayeneler ne sıklıkta yapılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor... Soru: Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı :

Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.

40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.

Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı :

Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere "östrojen yetersizliği sendromu" da denilmektedir.Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3'lük kısmı menopozda geçmektedir.

Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.40'lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.50'li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.

Yine 40'lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.

Hypertension in the African American Community If you are like most people, you or someone you know has high blood pressure. For a variety of reasons, the unfortunate truth is that the prevalence of hypertension in African Americans is among the highest in the world. This fact makes hypertension one of our primary targets in the campaign to improve health and wellness.
Poorly controlled hypertension can lead to a variety of serious health problems including strokes, heart disease and kidney failure. African Americans suffer from the complications of hypertension at alarmingly high rates.

Often, we do not receive treatment until the blood pressure has been elevated for many years and has already began to damage organs in the body. Compared to Whites, African Americans develop hypertension at an earlier age and are more prone to have substantially elevated pressures. Data reveal that compared to the general population, African Americans have: A 80% higher death rate associated with strokes due to hypertension. A 50% higher death rate associated with heart disease due to hypertension. A 320% higher death rate associated with end-stage kidney disease.

Quick Refresher: The Basics of Our Circulatory System Our circulatory system consists of several components that act in harmony to transport nutrients and oxygen to our tissues and remove waste products. Let’s quickly review the key components.Blood A fluid made up of blood cells and plasma that circulates throughout the body. Blood caries a variety of substances (oxygen and waste products) that are transported between various organs and tissues.Heart Muscular organ that pumps oxygen poor (deoxygenated) blood into the lungs and pumps the newly oxygenated blood out to the body.

Vessels Vessels are arteries and veins and can be thought of as the “tubing” which carries blood throughout our bodies. For the most part, arteries are the blood vessels that carry oxygen rich blood to our organs and tissues. Veins carry the oxygen poor blood back to the heart. Lungs Responsible for the oxygenation of our blood.What is Blood Pressure? Blood pressure refers to the pressure blood exerts against the walls of the main arteries in our bodies. The systolic pressure is the pressure in the vessels when the heart is pumping. The diastolic pressure is the pressure of the blood between heartbeats (when the heart is at rest). When you see or are told of a blood pressure of 120/80 or 120 over 80…the systolic pressure is120 and the diastolic pressure is 80.

What Defines Hypertension? Hypertension is defined as an average systolic blood pressure of 140 mm Hg (millimeters of mercury) or higher and/or an average diastolic blood pressure of 90 mm Hg or higher. It is important to point out that blood pressure readings can be different at varying times of the day and can be elevated with stress or anxiety. Therefore, the determination of a person being labeled as “hypertensive” is usually based on the average of three blood pressure readings taken on different days. The following chart is adapted form the Sixth Report of the Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure (JNC VI). Category Systolic (mm Hg) Diastolic (mm Hg) Optimal<120and<80normal<130and<85high>

Stage 3>=180Or>=110Hypertension and Diabetes Mellitus Controlling blood pressure is extremely important in diabetic patients with hypertension. Properly controlling blood pressure helps to prevent damage to the kidneys and can help to control the development of diabetic nephropathy (diabetes related kidney disease). The goal for diabetic patients with hypertension is to keep the blood pressure below 130/85 mm Hg. A combination of anti-hypertensive medications and lifestyle changes (especially weight loss) should be used to reach this blood pressure goal.

Hypertension Associated with Birth Control Pills Many women taking birth control pills experience a small increase in blood pressure, but the pressure usually remains in the normal range. Hypertension has been reported to be 2-3 times more common in women taking birth control pills and is most evident in obese and older women.

Women over 35 years of age who smoke are advised against taking birth control pills as they are at an increased risk of developing hypertension. Hypertension and Kidney Disease The early detection of kidney damage from hypertension is very important. Your doctor can order blood tests that can determine whether or not there is evidence of damage. Blood pressure should be controlled to levels of 130/85 mm Hg or lower. The goal here is to prevent advanced or “end-stage” kidney failure requiring the need for dialysis.

Evaluation and Diagnosis The initial screening for hypertension is fairly simple and straightforward.
All you need to do is have your blood pressure measured with a cuff that is placed around your arm and then inflated (technically it is called a sphygmomanometer). As a basic rule, if the average of three blood pressure readings (on different days) is over 140/90 mm Hg it can be concluded that you have hypertension. The exact cause of hypertension in most cases is not known. In the medical community this is referred to as “essential” hypertension. A combination of genetics, diet, and lifestyle certainly play a large role in the development of high blood pressure. It is very important to point out that if you develop hypertension at a young age or the hypertension develops suddenly, your doctor should carefully evaluate you for causes of hypertension that are potentially reversible.

You may need special studies that will evaluate the vessels that supply blood to your kidneys and for other potential disorders in your endocrine system. Treatment Lifestyle ChangesFor most individuals, the first step in treating hypertension is to make lifestyle changes. This means losing weight, increasing the amount of exercise you get, and changing your diet. Our accompanying article Controlling Hypertension Throughout Our Life Cycle discusses these lifestyle changes in more detail. In general, decreasing the sodium (salt) in your diet, eating more fruits and vegetables, and getting more aerobic exercise can help to lower your blood pressure. It will take some effort on your part! Anti-Hypertensive MedicationsIf the lifestyle changes mentioned above are unable to control your blood pressure, your doctor may prescribe medication(s).

There are a variety of different medications available and your doctor will prescribe the medication that is best for you. Some medications are better for people with diabetes, heart disease, kidney disease, etc. If you cannot tolerate a certain medication because of adverse side effects, there are other options. Many people are often opposed to “taking a pill every day.” Please, please, please remember that taking a pill every day can be a much better option than developing a stroke, heart attack, or needing to have kidney dialysis because your blood pressure ran out of control for too long. Empowerment Points Hypertension (high blood pressure) is often asymptomatic but over time it leads to a variety of health problems including heart disease, strokes, and kidney failure. The prevalence of hypertension in African Americans is among the highest in the world.

Have your blood pressure checked and if it is elevated discuss treatment options with your doctor. The only way that we can beat hypertension is to confront it head on—make lifestyle changes and take your medication if your doctor prescribes it! References:Report of the Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure (JNC VI)Autism a Public Health ProblemAutism is a serious public health problem which impacts many children. According to a recent report from the Centers for Disease Control, 1 out of every 150 American eight-year-olds has some form of autism. The previous estimate was one in 166 children. This suggests that 560,000 children in the US have autism. The reason for the high percentage of autism remains unclear. The CDC is now conducting a study to try to identify the environmental factors associated with autism. Research has shown no differences based on race, ethnicity, or socioeconomic status in either the prevalence or incidence of autism in children. Although, the condition does not seem to differ in percentage by culture or race; diagnosis and treatment disparities do exist.

Healthcare Disparities and AutismAfrican-American children frequently are confronted with late diagnoses or misdiagnosis, according to the National Early Intervention Longitudinal Study done under a grant from the US Department of Education. The study suggests this may be due to evidence that African-Americans are less likely than Whites to see the same pediatrician over an extended period of time. A pediatrician who sees a child regularly over time may recognize autism sooner than those exposed less frequently at office visits. The study encourages African American parents to ask many questions and be persistent in getting their health care provider to diagnose autism related concerns.In a study done by David Mandell and Dr. John Listerud entitled, Race Differences in the Age at Diagnosis Among Medicaid-Eligible Children with Autism, African-American children with autism are diagnosed nearly two years after children of all other ethnic groups and they received more misdiagnoses than Whites. They also found that minority families and families with lower incomes or limited education had more difficulty entering the early intervention system for autism.

Early intervention is critical for better outcomes.
Advocating for vigilant diagnosis, treatment and education about this condition among the African American community can help lessen the disparity. What is Autism?Autism is a brain disorder that is connected to a variety of developmental problems, in communication and social interaction. The first signs of autism usually appear before age 3. Although there is no cure for autism, it is a treatable lifelong condition. The key feature of autism is impaired social interaction.According to the Mayo Clinic, children with autism have problems in three crucial areas of development — social skills, language and behavior. The most severe form of autism is evident by a complete inability to communicate or interact with other people. Often it is the parent that notices their child has symptoms suggestive of autism. Amy Higgins-Boyd, a Behaviorist that specializes in autistic children states, “Typically, they describe their infant child as showing little interest in others and having difficulty with changes in routines or their environment.

A child with autism may appear to develop normally and then withdraw and become unresponsive to social contact. Often children with autism engage in repetitive movements such as rocking and twirling, or in self-abusive behavior such a head-banging.” Higgins-Boyd also states the importance of joint attention as an important indicator. Joint attention behaviors represent a critical area in typical development, emerging between the ages of 9 and 15 months. Joint attention skills have been found to be related to receptive and expressive language skills among typically-developing children. Joint attention is important for the development of other skills as children age, such as more expressive language and symbolic play.

The National Institute of Neurological Disorder and Stroke (NINDS) report that Autism (sometimes called “classical autism”) is the most common condition in a group of developmental disorders known as the autism spectrum disorders (ASDs). Other ASDs include Asperger syndrome, Rett syndrome, childhood disintegrative disorder, and pervasive developmental disorder.

What about Vaccines? Are they safe?Vaccinations given to children have been suggested by some Americans to cause the onset of autism. This has primarily been linked to the fact that the characteristics of autism coincide with the timing of vaccinations. The measles, mumps and rubella (MMR) vaccine in particular is most often singled out as the culprit. The Centers for Disease Control and Prevention, the Institute of Medicine and the American Academy of Pediatrics all contend that vaccines including the MMR vaccine do not cause autism.How is Autism Diagnosed?According to NINDS, when doctors diagnose autism they look for the following behaviors using a screening instrument to gather information about a child’s development and behavior:impaired ability to make friends with peersimpaired ability to initiate or sustain a conversation with othersabsence or impairment of imaginative and social playstereotyped, repetitive, or unusual use of languagerestricted patterns of interest that are abnormal in intensity or focuspreoccupation with certain objects or subjectsinflexible adherence to specific routines or ritualsUpon recognition of autistic behaviors treatment and early intervention can be conducted.

Autism is a complex disorder, so it requires a diverse team to diagnose and treat the condition. Often diagnoses and treatment includes a neurologist, psychiatrist, speech therapist, and other professionals .If your child exhibits behaviors characteristic of autism make certain you are relying on a multi-disciplinary team to diagnose and treat your child. What does the research about autism provide?Researchers believe that gene studies will help unlock the mystery of autism. In a study done by National Institutes of Health, the National Alliance of Autism Research, the Hussman Foundation and the Autism Genetic Resource Exchange analyzed 54 African American families and 557 Caucasian families in which a member had autism. Researchers studied the genes that regulate a brain chemical or neurotransmitter called GABA along chromosome 15. Chromosome 15 has been linked to autism.

According to the researchers, GABA slows down nerve cells once their message has been transmitted to the brain acting as an information filter that prevents the brain from becoming over-stimulated. If the GABA system fails, the brain can be flooded with sensory information that overpowers the brain's processing capabilities, leading to some of the characteristic behaviors of autism. The largest research for autism genes to date, funded by the National Institutes of Health (NIH), has implicated components of the brain's glutamate chemical messenger system and a previously overlooked site on chromosome 11. Based on 1,168 families with at least two affected members, it adds to evidence that tiny, rare variations in genes may heighten risk for ASDs.

Among the new clues is stronger evidence for an association between autism and sites of genes. Continued genetic discoveries in this area will unleash the autism mystery and hopefully provide more research for curing this disease.Empowerment Points Be persistent with your doctor if you suspect your child has autismThe key research institutions do not believe autism is caused by vaccinationsLearn as much as you can about autism and pass it along to others. Early intervention is critical.If your child exhibits autistic behaviors ask many questions and make sure a multi-disciplinary medical team is helping you identify the problem.

4/20/2008

Unutkanlık,Kalp Damar Hastalıkları ve Menopoz

Geçenlerde bir kadın anahtarlarını bulamadığı için nasıl randevusunu kaçırdığını anlatıyordu. Her yeri dip bucak aradığı halde, bir türlü bulamamıştı. Hepimiz o yollardan geçtiğimiz için, halinden anlıyorduk. Özellikle de, sonunda anahtarları ceketinin cebinde bulduğunu söylediğinde! Kendini ne kadar kötü hissettiğini anlatmama gerek yok, sanırım. Şimdiye kadar duyduğum en iyi hafıza kaybı hikayesi bayram yemeği için kasaba gidip et alan kadının öyküsüdür.

Kadın kasaptan çıktıktan sonra otoparka doğru gider. Elindeki paketi otomobilin üstüne koyup kapıyı açar. Arabaya biner ve yola çıkar. Birkaç sokak ilerledikten sonra kaldırımdaki yayaların deli gibi el salladıklarını fark edince hemen kenara çekip durur. Arabaya bir şey olduğunu sanıp sağını solunu kontrol etmek için dışarı çıkar. Ne otomobilde, ne de üstünde duran et paketinde bir sorun vardır. Böyle şeyleri duyunca gülmek, konu siz bile olsanız, bunu dostlarla paylaşmak iyidir, insanların size değil, sizinle birlikte güldüklerini fark edeceksiniz. Çünkü bu herkesin başına gelebilir. Üstelik, eğer kendimize gülmezsek, oturup ağlamamız gerekir. Herhalde hepimiz gülmeyi yeğleriz, değil mi?

Peki, çözüm nedir? Eğer siz de çoğumuz gibi çok meşgulseniz ve günün saatleri size yetmiyorsa, bazı şeyler için listeler çıkarmanızı öneririm. Örneğin, Yapılacak İşler Listesi, Alışveriş Listesi, Doğum günü Listesi, Evlilik Yıl dönümleri Listesi gibi, hatırlamanız gereken şeylerin listesini yapın. Doktorunuzdan aldığınız randevuyu gösteren kart, arabanızın bakım kartı sizin için çok değerlidir. Bu küçük notlar günlük işlerinizin arasında yapmanız gereken işleri anımsatır.

Neden bu kadar unutkan olduğunuzu merak ediyorsanız, söyleyim: Östrojen kaybı, çok yoğun iş programları, stres veya, tatiller insanda unutkanlık yapar. Liste yapmak, hormon tedavisine başvurmak veya, bol bol turunçgil yemek düşünmeniz gereken bazı önlemler olabilir. Ayrıca, sık sık anahtarlarınızı, ya da, gözlüğünüzü kaybediyorsanız, bu gibi şeyleri belirli bir yere koymayı deneyin. Böylece, gözlüğünüz gözünüzde değilse, her zaman bıraktığınız yere gidip bakarsınız.
Menopozdan önce kadınların erkeklere oranla kalp da­mar hastalıklarına yakalanma olasılıkları daha düşüktür. Östrojen hormonunun kadınları koruduğuna inanılıyor. An­cak, kadınlar menopoza girince vücutlarında östrojen üreti­mi azalıp, kalp damar hastalıkları riski başlıyor ve her yıl katlanan bir hızla artıyor. Kırk beş yaşında bir kadında bu risk dokuzda birken, altmış beşinde ikide bire çıkıyor.

Kadınları korkutan bir haber de, her ne kadar kalp damar hastalıklarına erkekler daha çok yakalanıyorsa da, bu has­talıklardan ölen kadın sayısının çok daha fazla oluşu. Ne­deni şu: kalp damar hastalığı sinsi kalp hastalığı olarak da adlandırılır. Menopozdaki kadınlar farkında olmadan kalp hastası olabilir, hatta, kalp krizi bile geçirebilirler. Bazı krizlerde ağrı olmayabilir. Diğerleri de hazımsızlık, ülser veya, diğer sorunlara bağlanabilir. Bu nasıl olabilir, diye düşünebilirsiniz. Çok basit. Menopozdaki kadınlar bir kol­tukta dört karpuz taşırlar. Biz kadınlar aynı anda torunları­mızla ilgilenir, yaşlı anne babamıza bakar, alışveriş yapar, çalışır, temizlik yaparız. Kendimize ayırıp, doktora gidecek zamanımız yoktur. Durumumuzu sürekli hasır altı eder, şikayetimizi öğleyin yediğimiz bir şeye bağlarız.

Üstünde önemle durulacak faktörlerden biri de, histerek-tomi ameliyatı olmuş (rahmin alınması) veya, geçirdiği ame­liyattan dolayı menopoza girmiş kadınların kalp hastası ol­ma riskinin inanılmaz boyutlarda arttığıdır. Bu kadınların ya­şamlarının sonuna dek kalp hastalığına yakalanma riski üç misli artar. Bu yüzden bilim adamları menopoz öncesi histerektomi ameliyatının yararlarını araştırıyorlar. Örneğin, birçok doktor hafif fibroid tümörleri veya, habis olmayan rahim kanamaları görülen kadınların rahimlerini almaya gerek duymuyorlar ve böylece onları daha yüksek kalp has­talıkları riskine sokmuyorlar.
Kalp damar hastalıkları çok önemli bir konu olduğu ve sizin bu konuyu en kısa ve kolay yoldan kavramanızı iste­diğim için konunun ana başlıklarını özetledim. Kalp damar hastalıklarıyla ilgili en son araştırma sonuçları aşağıdadır.

Dengeli Beslenme

Cildimizi genç tutmaya çalışmak sadece bakımla ve sürdüğümüzkremlerle mümkün değil. Bunun için yediklerimize dikkat etmeliyiz...
Bazı besinlerin cildi gençleştirdiğini bazılannın ise yaşlandırdığını biliyor muydunuz?


İşte cildin dostu ve düşmanı gıdalar:Muhteşem bir cilde sahip olmanın yolları beslenmeden de gediyor.


Cildi gençleştirenler:


Soya filizi: Cildi doldurur, gerginleştirir.


Ispanak, lahana: B vitamini cildin bağ dokusunu sıklaştınr, selüliti önler,


Yeşil çay; Serbest radikallere karşı hücre koruyucu maddeler içerir. Böylece ciltteki yaşlanmayı durdurur.


Sarımsak: Bileşimindeki allizin maddesi kan dolaşımım harekete geçirir cildi arındırır, cilt rengini güzelleşcirir.


Ringa balığı; Vücudun ihtiyaç duyduğu doymamış yağ asidi içeren balıklar hücrelerdeki yağlanmayı durdurur, anti aging görevi görür.


Zeytinyağı; Erken yaşlanmaya karşı mükemmel, Kırışıklığı önler.


Yumurta, süt; Niacin maddesi içerir, B vitamini deposudur, hücre yeniler


Rezene; Hartada bir iki kez sofrada olmalı. Kalsium zenginidir ciltte hücre yenilenmesinde görev alır.

Avokado: E vitamini açısından zengin. Serbest radikallere karşı içeriden etki eder.

Elma; Kan şekerin; sabitler, ensülin iniş çıkışlarım engeller, cilde iyi gelir.
Dengeli ve sağlıklı beslenmenin temel ilkeleri

- Alınan besinlerin içerik ve oranları fizyolojik olmalı

- Alınan enerji miktarına dikkat edilmeli

- Öğünler sık ve az olarak alınmalı

- Protein ve karbonhidrat oranlarına dikkat edilmeli.

- Yağ sınırlamasına önem vermeli

- Taze meyve ve sebze tüketimi artırılmalı

- Enerji kaynağı olarak dengeli tahıl ürünleri tüketilmeli

- Şeker ve tatlı tüketimi azaltılmalı

- Su ve sıvı besin alımına dikkat edilmeli


- Besinler, uygun saklanmalı ve uygun pişirilmeli

- Düzenli egzersiz yapılmalı.


ÇOCUK DİŞ SAĞLIĞI
Çocukların dişleri niye çürüyor?
Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.


Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.
Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.


Çürük oluşumu engellenebilir mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.
Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.


Süt dişlerinin önemi nedir?
Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.
Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?
Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.
(28 Nisan)

2/26/2008

Tüp bebek Nedir?

Hayatımıza son 20 yılda giren ve bizim için hızla sıradan bir yöntem haline gelen tüp bebek uygulaması nedir ve nasıl yapılır?
Tüp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz.

Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir.

Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50'sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40'ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 - 80'lere çıkabilir. Geri kalan % 20 - 30'luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz.

Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).
Merkezimizde özel durumlar dışında rahim içine üç embriyo yerleştirilir.

Tüp bebek hakkında genel bilgiler
Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.

Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.