<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599</id><updated>2011-11-27T15:54:32.088-08:00</updated><category term='böbrek nakli'/><category term='salmonella'/><category term='dua okuyan bebek'/><category term='over kanseri'/><category term='patient uk'/><category term='güzellik kremi'/><category term='rahim alınması'/><category term='bitkisel tedavi'/><category term='diyabet'/><category term='diyet'/><category term='doğum sonrası zayıflama'/><category term='kulak burun boğaz'/><category term='su yatağı'/><category term='astigmat'/><category term='Hypertension Remedy'/><category term='sivilce'/><category term='sinüzit'/><category term='sağlık ürünleri'/><category term='kanal tedavisi'/><category term='sara hastalığı'/><category term='IVM'/><category term='kanser'/><category term='grip aşısı'/><category term='anxiety'/><category term='Androloji'/><category term='çocuk diş sağlığı'/><category term='kadın hastalıkları'/><category term='hamilelik'/><category term='mesothelioma'/><category term='ultrason'/><category term='menopoz'/><category term='kadın doğum hastalıkları'/><category term='Vajinismus Tedavi Merkezi'/><category term='yaz nezlesi'/><category term='tüp bebek'/><category term='beyaz dişler'/><category term='akne'/><category term='Jinekoloji'/><category term='doktorlar cevaplıyor'/><category term='diş estetiği'/><category term='tümör'/><category term='tüp bebek merkezleri'/><category term='kilo kaybı'/><category term='üroloji'/><category term='kalp damar cerrahi'/><category term='Endoskopi'/><category term='dış gebelik'/><category term='yüksek tansiyon'/><category term='tüy tedavisi'/><category term='Hypertension Information'/><category term='gebelik'/><category term='hipermetrop'/><category term='diş sağlığı'/><category term='depression'/><category term='astım'/><category term='doğal ürünler'/><category term='Weight Loss'/><category term='alarji'/><category term='bebeğiniz ve siz'/><category term='dengeli beslenme'/><category term='tansiyon tedavi cihazı'/><category term='best Diet'/><category term='kadın sağlığı'/><category term='kalp krizi'/><category term='anne sağlığı'/><category term='doğum ve meme kanseri'/><category term='kansızlık'/><category term='tıbbi aletler malzemeler'/><category term='tansiyon dengeleme'/><category term='sivilce ilacı'/><category term='böbrek sorunları'/><category term='Vajinismus'/><category term='unutkanlık'/><category term='meme kanseri erken teşhis'/><category term='göz hastalıkları'/><category term='obesite'/><category term='miyop'/><category term='yoga'/><category term='anemi'/><category term='kadın genital kanserleri'/><category term='estetik'/><category term='estetik cerrahi'/><category term='sağlık'/><category term='kalp ve damar'/><category term='kalp damar hastalıkları'/><category term='HCPCC'/><category term='diş çürümesi'/><category term='plastik cerrahi'/><category term='bebek sağlığı'/><category term='stress'/><category term='tup bebek'/><category term='kardiyolog'/><category term='zehirlenme'/><category term='uyku bozukluğu'/><category term='saman nezlesi'/><category term='depresyon tedavisi'/><category term='böbrek taşı'/><category term='Hipofiz Ameliyatları'/><category term='bebek istiyorum'/><category term='panik atak'/><category term='göz sağlığı'/><category term='medikal koltuk'/><category term='rem eeg'/><category term='sealed'/><category term='emg'/><category term='beating stress'/><category term='Autism'/><category term='miyom'/><category term='gebe kalamama'/><category term='jinekolog'/><category term='leiomyoma'/><category term='insülin'/><category term='Jinekolojik kanserler'/><category term='depresyon'/><category term='Psikiyatrist'/><category term='Blood Pressure'/><category term='fbroid'/><category term='Blood Pressure Headaches'/><category term='meme kanseri'/><category term='sezeryan'/><category term='kürtaj'/><category term='Best Nutrition'/><category term='gizli şeker'/><title type='text'>Kadın Ve Sağlık</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>18</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-1460304110666512535</id><published>2009-01-05T13:31:00.000-08:00</published><updated>2009-01-05T13:41:42.812-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp krizi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kardiyolog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='salmonella'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fbroid'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='depresyon tedavisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='miyom'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stress'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanser'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='leiomyoma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın hastalıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tümör'/><title type='text'>Stres, dans, miyom, salmonella</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SWJ-Rf07i6I/AAAAAAAAA-M/fcOOvZHui4c/s1600-h/dns.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287927751552764834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SWJ-Rf07i6I/AAAAAAAAA-M/fcOOvZHui4c/s400/dns.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gürültünün stresi iştah kabartıyor! Birisi kilosundan yakınırken "Ses duysam yarıyor" derse şaşırmayın... Çünkü gürültü kilo yapıyor! İnsanı strese sokup, fazla fazla yemek yedirtiyor!.. Nihayet çocuklarınız ya da komşularınızdan müziğin sesini kısmalarını istediğinizde, verebileceğiniz iyi bir cevabınız oldu. Yüksek ve beklenmedik ses patlamaları sizi öylesine strese sokabiliyor ki; kalbiniz hızlanıyor ve iştahınız artıyor!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KADINLAR ETKİLENİYOR &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir araştırmada; bir grup kadın ve erkeğe matematik problemi çözmeleri ve beyin egzersizi yapmaları söylenmiş. Bu sırada, bulundukları odaya aniden yüksek gürültü patlamaları verilmiş. (Aynı vergileriniz üzerinde çalışırken, çocuklarınızın rap müziği sonuna kadar açması gibi!) &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ses kesildikten ve bulmacalar bittikten sonra bile stres yüzünden insanların kalp atışları tırmanmaya devam etmiş. Bu, çok da alışılmadık bir tepki değil çünkü vücudunuz strese maruz kaldığında onun etkilerini; öncesinde, sırasında ve sonrasında hissedebiliyor. Ama kardiyovasküler sisteminizi en çok geren, sonrasındaki etkiler oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de şöyle bir durum var: Araştırma sırasında gürültüden kadınların daha çok etkilendiği, çılgına dönmüş gibi patlamış mısır, yağlı peynir ve tatlı yiyecekler yemek istediği görülmüş... Daha da kötüsü; diğer çalışmalar kadın ve erkeklerin, stres krizlerinin ortasında duygusal olarak yemek yeme isteğine kapıldığını; özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere yöneldiğini ortaya koymuş. Yani kalp krizi çantada keklik! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İyi hissetmek için dans edin &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gürültüyü kontrol edemiyorsanız, vücudunuzun buna tepkisini ılımlı hale getirebilirsiniz. Bunun için klasik, stresle mücadele yöntemlerini deneyin. Örneğin; yavaş, derin ve ritmik bir şekilde nefes almak için odaklanın. Bu egzersiz ters durumları atlatmanıza yardımcı olur. Daha sonra çocuklarınızdan en sevdiğiniz şarkıyı yüklemelerini isteyip, eşinizle dans edebilirsiniz. Dans size kendinizi iyi hissettirecektir... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Miyom riskine karşı egzersiz &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadınlar bu uyarıya kulak verin! Spora daha fazla vakit ayırmak, bir sonraki jinekolojik muayenenizde daha az sorun anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;Günde bir saat egzersiz yaparsanız (Buna yürüyüşde dahil) rahminizde miyom oluşma riskini; haftada iki saatten az fiziksel aktivitede bulunan kadınlara oranla yüzde 40 düşürürsünüz.&lt;br /&gt;Miyomların, menopoza girmemiş kadınların yüzde 25'i için sorun yarattığı düşünülürse, bu gözardı edilemeyecek bir durum. (Geri kalan yüzde 75'lik kısımda da bu tümörlerden oluşabiliyor fakat sorun yaratmıyor.) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Miyomlar, rahim duvarında aşırı doku gelişimiyle oluşan iyi huylu tümörlerdir. Kansere dönüşmeseler de sorun yaratırlar. Belirtileri arasında, sancı ve aşırı regl kanamaları yer alır.&lt;br /&gt;Rahimdeki miyomlara yol açan risk faktörlerini kontrol edemezsiniz. Ancak her gün fiziksel aktivitede bulunmak riskinizi düşürür. Ama bunların hiçbiri size, rutin jinekolojik muayenelerden vazgeçme hakkı tanımaz.&lt;br /&gt;Ayrıca yoğun regl dönemleri geçiriyor, bu dönemde karnınızda baskı ve doluluk hissediyor, anormal kramplarla karşılaşıyor ve daha sık tuvalete gitme ihtiyacı duyuyorsanız; bir an önce doktora gitmeniz şarttır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Köpeğiniz sizi hasta etmesin &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Köpeğinize biftekli bir mama verin ve kendinizi sindirim sorunlarına hazırlayın! Çünkü hayvansal gıdalarla yapılan mamalar, tüylü dostunuz için sorun yaratmasa da; taşıdığı 'salmonella' bakterisi yüzünden sizde 12 ila 72 saat içinde ateş, karın ağrısı ve ishale yol açabilir... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;PARMAKLARDAN GEÇİYOR &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki, köpeğinizin yediği mama sizin vücudunuza nasıl geçiyor? Muhtemelen mutfaktan... Birkaç yıl önce yapılan bir araştırma; aniden bulantı ve kusmayla karşılaşan evcil hayvan sahiplerinin önce hayvanlarını beslediğini, sonra kendilerine yiyecek hazırladığını ortaya koymuş. Hayvanlara verilen yiyeceklerde ve insanlarda aynı tip salmonella mikrobu görülmüş. Bu da mikrobun parmaklardan ağza ya da yiyeceğe geçtiğini düşündürmüş. İncelenen dokuz ayrı olayda da, laboratuvar sonuçları bunu doğrulamış. Rapor edilmemiş yüzlerce benzer olay olduğunu da unutmamak gerek... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Salmonella'nın çaresi el yıkamak! &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mama üreticileri, tabii ki ürünlerini satmadan önce salmonella mikrobunu öldürmenin yollarını arıyor. Ama bakterilerin bir kısmı tüm çabalara karşın yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden geçen yıl ABD'de salmonella mikrobu taşıyan pek çok köpek maması toplatıldı.&lt;br /&gt;Peki, köpeğinizi bu lezzetli ikramlardan mahrum etmeden, birkaç gününüzü banyoda (Daha kötü durumlarda hastanede) geçirmekten nasıl kurtulursunuz? Cevap çok basit: Kedinizin ya da köpeğinizin mamasına dokunduktan sonra ellerinizi yıkayarak!&lt;br /&gt;Sonuç olarak; hayvanlarınızı mamasız bırakmayın. Önlem olarak elinizin altında sadece su, sabun ya da alkol bazlı temizleyiciler bulundurun. Kaynak: Sabah &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-1460304110666512535?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/1460304110666512535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=1460304110666512535' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1460304110666512535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1460304110666512535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2009/01/stres-dans-miyom-salmonella.html' title='Stres, dans, miyom, salmonella'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SWJ-Rf07i6I/AAAAAAAAA-M/fcOOvZHui4c/s72-c/dns.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-7503724060437856214</id><published>2008-11-01T15:01:00.000-07:00</published><updated>2008-11-01T15:17:01.759-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doktorlar cevaplıyor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vajinismus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüy tedavisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menopoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rahim alınması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Endoskopi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sivilce ilacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzellik kremi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hipofiz Ameliyatları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gebe kalamama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sivilce'/><title type='text'>PROLAKTİN HORMONU SORUNLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SQzU9_H_RVI/AAAAAAAAAsg/6yzTex9GelE/s1600-h/49838890.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263816225871316306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 295px; CURSOR: hand; HEIGHT: 228px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SQzU9_H_RVI/AAAAAAAAAsg/6yzTex9GelE/s400/49838890.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; PROLAKTİN ("SÜT HORMONU") YÜKSEKLİĞİ (HİPERPROLAKTİNEMİ) veGALAKTORE (GÖĞÜSLERDEN SÜT GELMESİ)&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pro-lactin= "süt üretici"Hiperprolaktinemi= kanda prolaktin hormonu yüksekliğiGalactorrhea (galaktore okunur)= "süt şeklinde akıntı"&lt;br /&gt;Özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda kan prolaktin (PRL olarak kısaltılır) ölçümlerine sıklıkla başvurulur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kan prolaktini yüksek olan kadınlarda adet düzensizliği sıklıkla saptanırken, beraberinde göğüslerden süt gelmesi yakınması olabilir veya olmayabilir. Bunun belirleyicisi bir yandan yükselmenin ne kadar zamandan beri var olduğu öte yandan kadının meme dokusunun prolaktin hormonuna duyarlılığıdır. Gebelik döneminden uzak bir kadının meme dokusunun kan prolaktin yüksekliğine süt üretimiyle cevap vermesi gebelik ve emzirme döneminde olduğu kadar kolay değildir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan göğüslerinden bariz süt gelme şikayeti olan kadınlarda bazen prolaktin hormonu ölçümleri normal bulunabilmektedir. Bunun muhtemel nedeni günümüz laboratuvar yöntemleriyle ölçülemeyen (veya rutin olarak ölçülmeyen) ancak güçlü süt yapıcı özellikleri olan bazı prolaktin hormonu alt türlerinin bulunmasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prolaktin Hormonunun İşlevleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Beyinde bulunan ve birçok hormonun salgılandığı hipofiz salgı bezinde üretilerek salgılanan ve lohusalık ve emzirme döneminde süt üretiminden, yumurtlamanın ve böylece adetlerin durmasından sorumlu olan, böylece emzirme döneminde kadını yeniden gebe kalmaktan (belli bir süre) koruyan prolaktin hormonu çeşitli nedenlere bağlı olarak uygunsuz salgılandığında adet döngüsünün düzeninin bozulmasına ve beraberinde göğüslerden süt veya süt benzeri bir sıvının salgılanmasına neden olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Prolaktin hormonu hipofiz bezi dışında rahim dokusundan da salgılanan ve muhtemelen adet döngüsü üzerinde henüz tam olarak aydınlatılamamış olan başka işlevleri de bulunan bir hormondur.&lt;br /&gt;Prolaktin hormonu gebeliğin 8. haftasından itibaren kanda artmaya başlar. Bu artışın amacı kadını bebek doğar doğmaz emzirebilir duruma getirmektir. Prolaktin hormonu bu amaçla gebelikte meme dokusunun büyümesini uyarır ve memelerde halk arasında ağız (veya ağız sütü) olarak bilinen kolostrum adı verilen ilk sütün üretimini sağlar. Bazı kadınlarda kolostrum memelerden henüz gebelik döneminde salgılanabilir ve bunun normal olduğu kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prolaktin Hormonu Neden Yükselir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Prolaktin hormonunun emzirme dönemi dışında kendiliğinden uygunsuz bir şekilde salınımına neden olan durumlar net olarak belirlenmiş değildir ve çoğu durumda araştırmalar sonuçsuz kalır.Bunun yanında göğüs bölgesine rastlayan şiddetli darbeler, bu bölgeye uygulanan büyük ameliyatlar, uzun süreli ruhsal stres, meme uçlarının sürekli olarak uyarılması (kadının sürekli olarak memelerinden süt gelip gelmediğini kontrol etmek için sıkması belli bir süre sonunda gerçekten süt akışının başlamasına neden olabilir!), bazı karaciğer ve böbrek hastalıkları, prolaktin hormonunun yükselmesine neden olabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yine depresyon için kullanılan ilaçların bazıları, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazıları, östrojen hormonu, doğum kontrol hapları ve diğer bazı ilaçlar yan etki olarak prolaktin yükselmesine neden olabilmektedirler.&lt;br /&gt;Hormonal dengesizlikler de prolaktin yükselmesine neden olabilmektedir. Bunlar arasından özellikle tiroid bezinden salgılanan hormonların yetersiz olması (hipotiroidi) prolaktin yükselmesine neden olan ve nispeten sık görülen bir durumdur. Bu nedenle kan prolaktin hormonu ölçümüne sık görülen bu hastalığın ortaya çıkarılabilmesi için TSH adı verilen hormon ölçümü mutlaka eklenir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Prolaktin hormonu hipofiz bezinden salgılanan ve buradaki salgısı da hipofizin hemen üstünde yer alan hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilen bir hormondur. Bu nedenle hipofiz veya hipotalamusun tüm hastalıklarında kan prolaktin hormonu yükselebilir.&lt;br /&gt;Hipofiz Bezinde Kitleye (Hipofiz Adenomu) Bağlı Olarak Prolaktin Yükselmesi&lt;br /&gt;Hipofiz bezinden prolaktin hormonu salgısı yapan hücreler bazı durumlarda kontrolsüz bir şekilde çoğalabilmekte ve bu çoğalan hücrelerden vücudun ihtiyacından daha fazla prolaktin hormonu salgılanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çoğalan bu hücreler bazı durumlarda ufak kitlesel oluşumlara dönüşebilmektedir. Adenom adı verilen bu kitleler çoğu durumda hipofiz bezinin ve beynin diğer bölgelerini olumsuz yönde etkilememekte, çok ender bazı durumlarda ise büyüyerek çevre dokulara (özellikle görme sinirine) etki ederek çeşitli sorunlara neden olabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prolaktin Hormonu Yükselmesi Ne Gibi Belirtiler Yapar?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hiperprolaktinemi sorunu olan bir kadında en sık görülen belirti memelerden kendiliğinden süt gelmesi (galaktore) ve özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliğidir. Ancak hiperprolaktinemi ara kanamaları, sık adet görme, adet kanamasının azalması ve diğer tüm adet düzensizliklerine de neden olabilir. Adet düzensizliğinin en muhtemel nedeni adet döngüsünde yumurtlamanın olmamasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yumurtlamanın olmaması kadında gebe kalamama sorunu ortaya çıkarabilir. Gebe kalamama nedeniyle başvuran kadınlarda yapılan araştırmalarda %5-10 oranında prolaktin hormonu yüksekliği saptanabilmektedir.Prolaktin hormonu yüksekliği bir hipofiz adenomuna bağlı olduğunda yukarıdaki belirtilere ek olarak baş ağrıları ve görme bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu iki belirti hiperprolaktinemi sorunu olan kadınlarda oldukça ender görülür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tanı Nasıl Konur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Adet düzensizliği, gebe kalamama, göğüslerden emzirme dönemi dışında süt gelmesi şikayetlerinden herhangi biri veya birkaçı ile başvuran kadınlara doktorlar tarafından kanda prolaktin hormonu ölçümü istenir.&lt;br /&gt;Hiperprolaktinemi tanısı alan bir kadında hormon düzeyi belli bir seviyenin üzerinde (bu seviye doktordan doktora ve hastanın durumuna göre değişebilir) bulunduğunda genellikle hipotalamus ve hipofizi görüntüleyen bir yöntemle bu bölgede bir sorun olup olmadığı araştırılır. Bu incelemenin amacı kadında hipofiz adenomu bulunup bulunmadığının ortaya konması ve bölgede hiperprolaktinemi sorununa neden olabilecek diğer ender durumların araştırılmasıdır.&lt;br /&gt;Görüntüleme yöntemi olarak basit bir sella tursika ("sella turcica") (kafa içinde hipofizin bulunduğu anatomik bölge) röntgeni istenebileceği gibi, adenom şüphesinin yüksek olduğu durumlarda daha hassas, ancak maliyeti daha yüksek olan BT (tomografi) veya MR (manyetik rezonans) incelemeleri gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Nasıl Tedavi Edilir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Prolaktin hormonu yüksekliğinin yarattığı sorunlar farklı olabileceğinden tedavi şekilleri de farklıdır.Özellikle galaktore (göğüslerden süt gelmesi) durumunda kan prolaktin hormonu ölçümü birkaç kez alınan kan numunelerinde normal bulunsa bile, hiperprolaktinemi kabul edilerek tedavi etmek uygun bir yaklaşım olarak görülmektedir. Yazının başında anlatıldığı gibi prolaktin hormonunun bazı alt türleri laboratuvar ölçümlerine yansımamakta, böylece gerçekte prolaktin hormonu yüksek olan bir kadının prolaktini "normal" bulunabilmektedir. Ancak bu çok ender görülen bir durumdur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tiroid beziyle ilgili bir sorun saptandığında tedavi bu bölgeye yönlendirilir.&lt;br /&gt;Prolaktin Seviyesini Düşüren İlaçlar&lt;br /&gt;Bu ilaçlar hipofiz bezinde prolaktin hormonu üreten hücrelere direkt etkiyle üretimi azaltırlar ve ağızdan kullanılan, vajinal uygulanan veya kalçadan enjeksiyon şeklinde uygulanan şekilleri vardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tedaviye başlamadan önce genellikle yukarıda anlatılan ve prolaktin hormonunun yükselmesine neden olabilecek dış etkenler saptanır ve giderilmeye çalışılır (ilaç kullanımı, meme uçlarının sürekli sıkılması gibi).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sorun gebe kalamama olduğunda genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır.&lt;br /&gt;Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır.&lt;br /&gt;Sorun adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Çocuk istemeyen bir kadında böyle bir durumda yalnızca belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan ilaçlardan da faydalanılabilir.&lt;br /&gt;Tesadüfen saptanan ve belirtiye neden olmayan hafif prolaktin yükselmelerinde genellikle tedavi gerekmez. Belli aralıklarla takip edilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hipofiz Adenomunun Tedavisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Görüntüleme yönteminde adenom saptandığında öncelikle adenomun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır.Adenomlar iyi huylu tümörlerdir, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle çok yavaş büyürler ve hatta çoğu durumda küçülme eğilimindedirler. Otopsilerde hiçbir şikayeti olmadığı bilinen kadınlarda bile %1-5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikroadenom, büyük olanlara makroadenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır.&lt;br /&gt;Hipofiz adenomunun yaptığı basının yaygınlık derecesi genellikle görüntüleme yöntemine net olarak görülmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine sıklıkla başvurulur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Adenomların büyük kısmı prolaktin hormonunu düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir niteliktedir. Bu ilaçlar hücrelerin sayıca çoğalmasını etkili bir şekilde önleyebilmektedirler ve artık burun yoluyla tümörü çıkarma şeklinde gerçekleştirilen ameliyatlara oldukça ender başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Takip&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hiperprolaktinemi belirtileri ilaçla giderildikten sonra doktorun belirlediği aralıklarla düzenli olarak kan prolaktin ölçümlerine devam edilir. Adenom varlığında yine belli aralıklarla görüntüleme yöntemleri ve görme alanı muayeneleri tekrarlanır.&lt;br /&gt;Takip tedavinin ilk aylarında daha sık aralıklarla yapılırken, hormon seviyelerinin yükselme eğiliminde olmadığı durumlarda takiplerin arası giderek açılır.&lt;br /&gt;Gebelik döneminde takipte kanda prolaktin hormonu doğal olarak yükseldiğinden bu hormonun ölçümü takipte kullanılmaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SİVİLCELER&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sivilce veya tıbbi adıyla akne, en sık görülen cilt rahatsızlıklarından biridir ve ergenlik çağında insanların hemen tümü hafif veya ağır şekliyle bu sorunu mutlaka yaşamıştır. Sivilcelenme, polikistik overi (PKO) olan kadınlarda nispeten sık görülen bir sorundur ve bu yazı bu durum hakkında temel bilgiler vermeyi amaçlamaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sivilceler Nasıl Oluşur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sivilceler cildin yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Yağ bezlerinin cilde açılan kanalları tıkandığında sivilceler ortaya çıkar. Sivilceler en sık yüzde, alında, sırtta, göğüste ve omuzlarda oluşurlar. Estetik görünümün geçici olarak bozulmasına neden olabilecekleri gibi, şiddetli olan lezyonlar nedbeleşerek iyileştiklerinde kalıcı izler de bırakabilirler.&lt;br /&gt;Yağ bezleri normalde sebum adı verilen bir madde salgılarlar. Bu salgı bildiğimiz yağ özelliklerini taşır ve amacı cildi korumaktır. Yağ bezlerinin önemli kısmı vücutta kıl köklerinin (foliküllerin) içinde yer alırlar ve salgı bu kıl kökünün yüzeyine olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herhangi bir nedenle sebum ("yağ"), bu kıl kökünün bulunduğu bölgeden dışarı açılamadığında bu bölgede birikir ve sivilce ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Kıl kökü tıkandığında içeride biriken bu sebum ve kıl kökü yenilenmesiyle normalde dışarı atılması gereken ölü hücreler atılamadığından içeride birikirler ve bakteriler için çok uygun bir besiyeri oluştururlar. Başta Propionibacterium Acne adı verilen bakteri olmak üzere çeşitli bakteriler tıkanmış folikül içinde çoğalmaya başlarlar. Bakterilerin çoğalırken salgıladıkları maddeler bölgede ödem, kızarıklık ve ağrı gibi iltihabi belirtilere yol açarlar. Belli bir aşamadan sonra kıl kökü içindeki basınç çok artar ve sivilce içeriği patlayarak cilde boşalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilce oluşumunu açıklamak için çok çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan en çok kabul göreni kanda "erkeklik hormonlarının" artması ve bu artışa bağlı olarak kıl kökünün içinde bulunan sebum salgısının ileri derecede artmasıdır. Özellikle ergenlik çağının başlarından itibaren hem kız hem de erkek çocuklarda büyüme ve gelişmeyi sağlamak amacıyla testosteron hormonu ve diğer erkeklik hormonları artar ve bu artış duyarlı kişilerde sivilce oluşumuyla sonuçlanır. Yine polikistik over durumu genellikle ilk belirtilerini ergenlik çağında vermeye başlayan bir durum olduğundan ileri derecede sivilcelenme sorunu yaşanması, bu hastalığı düşündürebilir.&lt;br /&gt;Sivilce oluşumu kalıtımsal özelliklerden çok fazla etkilendiğinden özellikle anne ve babasında ergenlik çağında sivilce öyküsü olan kız ve erkekler bu problemle daha sık karşılaşırlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kalıtım muhtemelen sebum salgılayan hücrelerin erkeklik hormonlarına duyarlılığını etkilemektedir.Ergenlik çağındaki kızlarda ve kadınlarda adet kanamasından 2-7 gün önce değişen hormonal ortam nedeniyle sivilcelerde artış gözlenir. Gebelik, doğum kontrol hapına başlama veya bırakma, ağır ruhsal veya fiziksel stres de hormon düzenini etkileyerek sivilcelerin artmasına veya daha önceden hiç sivilce sorunu yaşamayanlarda yeni sivilce oluşumuna neden olabilir.Cildi "kirli" olanlarda ve bazı gıdaları alanlarda sivilcelerin daha çok görüldüğü doğru değildir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıkmaya başlayan sivilceler genellikle 30 yaşından sonra azalma eğilimi gösterse de, 40-50 yaşlarına kadar sivilce sorunu yaşayan insanlar da vardır.&lt;br /&gt;Sivilcelerin tedavisi genellikle bir cildiye uzmanı tarafından yapılır. Ancak özellikle PKO düşündüren belirtilerin varlığında Cildiye Uzmanı değerlendirmesine ek olarak bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesi de gereklidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki belirtiler dışında, ergenlik döneminde hiç sivilce olmamış veya hafif olmuş olmasına rağmen ergenlik döneminden sonra sivilce problemiyle karşılaşan kadınların da bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesinden geçmeleri önerilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cildiye uzmanı tarafından izotretinoin içerikli ilaç tedavisi verilen kadınların gebelikten korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Sivilce tedavisinde en güçlü ilaçlardan biri olan izotretinoin, bilinen en güçlü teratojen (bebekte doğumsal kusur yapan) ilaçlardan biri olduğundan bu ilaç gebe olan veya gebelik şüphesi olan kadınlarda kullanılmaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-7503724060437856214?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/7503724060437856214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=7503724060437856214' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/7503724060437856214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/7503724060437856214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/11/prolaktin-hormonu-sorunlari.html' title='PROLAKTİN HORMONU SORUNLARI'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SQzU9_H_RVI/AAAAAAAAAsg/6yzTex9GelE/s72-c/49838890.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-7414622233222761743</id><published>2008-09-16T13:51:00.000-07:00</published><updated>2008-09-16T14:08:32.874-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='depression'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='panik atak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='depresyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beating stress'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sealed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hipermetrop'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göz hastalıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anxiety'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='miyop'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='patient uk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göz sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='astigmat'/><title type='text'>Göz kuruluğuna son</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SNAdTo5AOTI/AAAAAAAAAp4/OZ9odQSECgg/s1600-h/gÃ¶zz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246725789117856050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SNAdTo5AOTI/AAAAAAAAAp4/OZ9odQSECgg/s400/g%C3%B6zz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu yöntem bir harika…Doktorlar, klasik ”lasik” yönteminin uygulanması sırasında ortaya çıkan ozon gazının gözün yüzeyindeki sinir uçlarını etkileyerek göz kuruluğuna neden olduğunu ifade ederek, ”S-Lasik yönteminde ise işlem sırasında lazerin uygulanmadığı alanlar kapatılarak, ortaya çıkan ozon gazının göze hasar vermesi engelleniyor” dedi.&lt;br /&gt;Çelikkol, yaptığı açıklamada, miyop, hipermetrop, astigmat gibi gözdeki kırma kusurlarını tedavi etmek için kullanılan lazer yöntemlerinin tümünde excimer lazer kullanılarak, korneanın (saydam tabaka) net görmeyi sağlayacak şekle kavuşturulduğunu söyledi.&lt;br /&gt;Excimer lazerin diğer yöntemlerden farklı olarak soğuk bir lazer olduğunu, çevre dokulara zarar vermediğini, yakarak değil dokuyu tozlaştırarak tedavi sağladığını kaydeden doktorlar, ”Aynı excimer lazerle yapılan, göz numaralarını sıfırlama ya da daha doğru ifadeyle doğal net görme kazandırmak amacıyla yapılan tedavilere farklı isimler verilmesinin sebebi kullanım tekniğinin farklı olmasından kaynaklanıyor” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En gelişmiş lazer tedavi yöntemi olması, yaklaşık 4-5 dakika sürmesi, ağrısız, acısız, kansız ve güvenli bir uygulama olması nedeniyle ”lasik” yönteminin çok tercih edildiğini anlatan Çelikkol, bu tedavi sonucunda görüş netliğinin çok hızlı oluştuğunu, göz numaralarında kısmi geri gelmenin görülmediğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaların göz ve yüz yapısında bir engel olmadığı sürece bu metodun kullanılabildiğini belirten doktorlar, bunun uygulanmasında engel olduğu takdirde ise PRK ya da lasek yöntemlerinin tercih edildiğini belirtti.Klasik lasik yönteminde, korneadan bir kapakçığın kaldırılmasıyla ortaya çıkan kornea yatağına lazer yapıldığını, böylece dokunun tozlaştırılarak kırma kusurunun düzeltildiğini anlatan doktorlar:”Bilimsel araştırmalar, klasik lasik yönteminde uygulama sırasında ortaya çıkan ozon gazının gözün yüzeyindeki sinir uçlarını etkileyerek göz kuruluğuna neden olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde uygulanmaya başlanan S (Sealed)-Lasik yönteminde ise yine korneadan kapakçık kaldırılarak lazer uygulanıyor. Ancak bu işlem sırasında lazerin uygulanmadığı alanlar kapatılarak, ortaya çıkan ozon gazının göze hasar vermesi engelleniyor. Bu da göz kuruluğunun ortaya çıkmasını yüzde 70 oranında azaltıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de çalışmalar yürüten İspanyol uzman Carmen Barraquer tarafından geliştirilen yöntemin, göz kuruluğunu engellemesi bakımından klasik yönteme göre daha avantajlı olduğunu bildirdi.Doktorlar, 18 yaşından büyük, miyop, hipermetrop, astigmat ya da mixed astigmatı olanlar ile uygun presbiyopların (yaşa bağlı yakın problemi) ve 18 yaşından küçük olup da 2 gözü arasında aşırı numara farkı bulunanların lasik yaptırabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SNAeNHDZaKI/AAAAAAAAAqA/cvcZ3l3AIKQ/s1600-h/depresyon0410h.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246726776467056802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SNAeNHDZaKI/AAAAAAAAAqA/cvcZ3l3AIKQ/s400/depresyon0410h.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;DEPRESYON NEDİR ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYONUN DİĞER BELİRTİLERİ NELERDİR ?&lt;br /&gt;Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz - beceriksiz - suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK EK BELİRTİLER NELERDİR ?Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYON NASIL OLUŞUR ?Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYON TİPLERİ NELERDİR ?Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ?Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ?Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Postnatal depression&lt;br /&gt;Some women develop depression just after having a baby. See separate leaflet called 'Postnatal Depression' for details.&lt;br /&gt;Bipolar affective disorderIn some people, depression can alternate with periods of elation and over-activity (mania or hypomania). This is called bipolar affective disorder or manic-depression. Treatment tends to include mood stabiliser medicines such as lithium. See separate leaflet called 'Bipolar Affective Disorder' for details.&lt;br /&gt;Seasonal affective disorderSome people develop recurrent depression in the winter months only. This is called 'Seasonal Affective Disorder' or SAD. For people in the UK with SAD, symptoms of depression usually develop each year sometime between September and November, and continue until March or April. You, and your doctor, may not realize that you have SAD for several years. This is because recurring depression is quite common. You may have been treated for depression several times over the years before it is realized that you have the seasonal pattern of SAD. Treatment of SAD is similar to other types of depression. However, 'light therapy' is also effective. See separate leaflet called 'Seasonal Affective Disorder' for details.&lt;br /&gt;Other mental health problemsDepression sometimes occurs at the same time as other mental health problems.&lt;br /&gt;People with anxiety, panic disorder, and personality disorders quite commonly also develop depression. As a rule, depression should be treated first, followed by treatment of the other disorder. In particular, anxiety will often improve following treatment of depression.&lt;br /&gt;Eating disorders such as anorexia and bulimia may accompany depression. In this situation the eating disorder is usually the main target of treatment.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-7414622233222761743?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/7414622233222761743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=7414622233222761743' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/7414622233222761743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/7414622233222761743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/09/gz-kuruluuna-son.html' title='Göz kuruluğuna son'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SNAdTo5AOTI/AAAAAAAAAp4/OZ9odQSECgg/s72-c/g%C3%B6zz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-934200172678957790</id><published>2008-08-06T12:51:00.000-07:00</published><updated>2008-08-26T13:51:37.687-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hypertension Remedy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hypertension Information'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menopoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Blood Pressure'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Androloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Best Nutrition'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Weight Loss'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Autism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best Diet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek istiyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Blood Pressure Headaches'/><title type='text'>Tüp Bebekte Çoğul Gebeliğin Riski!</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231496808623073714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 273px; CURSOR: hand; HEIGHT: 286px" height="285" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SJoCoTmRabI/AAAAAAAAAmQ/4XnR61OcLNg/s400/bebek28rn.jpg" width="254" border="0" /&gt;Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirdiği, ancak uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı)Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkati çekti.&lt;br /&gt;Tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığının belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini anlatan Tıraş, "ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir" dedi. Embriyo sayısının artırılmasının, "çoğul gebelik" ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, "Çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇOĞUL GEBELİĞİN RİSKLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, "tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler" dedi.&lt;br /&gt;Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllık kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Menopozun belirtileri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SJoBSwvFuNI/AAAAAAAAAmI/-EIAflW0TEM/s1600-h/asagkad.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231495338975934674" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="218" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SJoBSwvFuNI/AAAAAAAAAmI/-EIAflW0TEM/s400/asagkad.jpg" width="211" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncesinde hangi testler yaptırılmalı? Muayeneler ne sıklıkta yapılmalı? Uzmanlar yanıtlıyor... Soru: Yıllık jinekolojik muayene kontrollerimi ne sıklıkta yaptırmam gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılda bir kez smear testi ve jinekolojik muayene, kadınları jinekolojik kanserlerden koruyup, erken tanı sağlayabiliyor. Yapılan tetkikler kadının yaşına göre farklılık göstermektedir. Genç yaş grubundaki üreme çağındaki kadınların cinsel aktivitenin başlangıcından itibaren yılda bir jinekolojik muayene, vajinal smear tetkiki, meme muayenesi, ultrasonografik muayene ile rahim yumurtalık ve rahim içi zarı değerlendirilmesini mutlaka yaptırması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 yaş üzeri hastalarda ise bunlara ek olarak mammografi ve gerekirse meme ultrasonografisi, kan biyokimyası (kan lipidleri, açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri), gaitada gizli kan tetkiki yılda bir kontrol ediliyor.Rutin sağlık taramalarında kadınlardan özgeçmişe ait detaylı sağlık bilgileri alınarak mevcut risk faktörleri belirleniyor. Takiben ultrasonografik değerlendirme eşliğinde jinekolojik muayene yapılıyor ve bu esnada vajinal smear alınıyor.Gerek üreme çağında ve gerekse menopoz sonrası dönemde kadınlarda en sık yapılan tarama testi vajinal smear tetkikidir. Vajinal smear testi rahim ağzı kanserlerinin erken tanı ve taramasında kullanılan bir testti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Menopozun belirtileri nelerdir? Öncesinde hangi testleri yaptırmalıyım?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menopoz döneminde doğurganlık çağı bitmekte ve overler fonksiyon bakımından saf dışı olmakta, kadın için doğurganlığın ortadan kalktığı yeni bir çağ başlamaktadır. Genelde olayın ortaya çıkmasının nedeninin overin yaşlanması olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta kadın östrojen metabolizmasında azalma görüldüğünden, bu sürede görülen belirtilere "östrojen yetersizliği sendromu" da denilmektedir.Genellikle bu devre 40 ile 60 yaş arasındadır. Menopoza girme yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Gelişmiş toplumlarda çeşitli çevresel etkilerin bu yaşı etkilediği kabul edilmektedir. Ülkemizde bu yaş 46,5-47 civarındadır. Kadınların yaşamını 1/4, 1/3'lük kısmı menopozda geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama yaşam süresi tüm dünyada uzamış olduğundan bu dönemde koruyucu hekimliğine çok iş düşmektedir.Kadınlarda 40 yaştan sonra her 5 yılda bir tam fiziki muayene, yıllık meme ve jinekolojik muayene, pap-smear testi, gerekirse cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması yapılmalıdır.40'lı yaşlarda bir TSH ölçümü yapılmalı ve 60 yaştan sonra 2 yılda bir tekrarlanmalıdır.50'li yaşlardan sonra gaitada gizli kan bakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 40'lı yaşlarda mammografik tetkike başlanması önerilmektedir.Menopoz tanısı ağırlıklı olarak klinik açıdan konulmaktadır. Menopoza yakın dönemde adet kanamalarının karakteri değişik şekillerde olabilir. Hastanın adeti tamamen kesilebilir. Adet kanamasının hem süresi hem de miktarı kademeli olarak azalabilir ve bu en sık rastlanan tiptir.Bazı kadınlarda kanama miktarı artar ve düzensiz olabilir. Bu durumda özellikle jinekoloğa başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hypertension in the African American Community If you are like most people, you or someone you know has high blood pressure. For a variety of reasons, the unfortunate truth is that the prevalence of hypertension in African Americans is among the highest in the world. This fact makes hypertension one of our primary targets in the campaign to improve health and wellness.&lt;br /&gt;Poorly controlled hypertension can lead to a variety of serious health problems including strokes, heart disease and kidney failure. African Americans suffer from the complications of hypertension at alarmingly high rates.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Often, we do not receive treatment until the blood pressure has been elevated for many years and has already began to damage organs in the body. Compared to Whites, African Americans develop hypertension at an earlier age and are more prone to have substantially elevated pressures. Data reveal that compared to the general population, African Americans have: A 80% higher death rate associated with strokes due to hypertension. A 50% higher death rate associated with heart disease due to hypertension. A 320% higher death rate associated with end-stage kidney disease.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quick Refresher: The Basics of Our Circulatory System Our circulatory system consists of several components that act in harmony to transport nutrients and oxygen to our tissues and remove waste products. Let’s quickly review the key components.Blood A fluid made up of blood cells and plasma that circulates throughout the body. Blood caries a variety of substances (oxygen and waste products) that are transported between various organs and tissues.Heart Muscular organ that pumps oxygen poor (deoxygenated) blood into the lungs and pumps the newly oxygenated blood out to the body.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vessels Vessels are arteries and veins and can be thought of as the “tubing” which carries blood throughout our bodies. For the most part, arteries are the blood vessels that carry oxygen rich blood to our organs and tissues. Veins carry the oxygen poor blood back to the heart. Lungs Responsible for the oxygenation of our blood.What is Blood Pressure? Blood pressure refers to the pressure blood exerts against the walls of the main arteries in our bodies. The systolic pressure is the pressure in the vessels when the heart is pumping. The diastolic pressure is the pressure of the blood between heartbeats (when the heart is at rest). When you see or are told of a blood pressure of 120/80 or 120 over 80…the systolic pressure is120 and the diastolic pressure is 80.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What Defines Hypertension? Hypertension is defined as an average systolic blood pressure of 140 mm Hg (millimeters of mercury) or higher and/or an average diastolic blood pressure of 90 mm Hg or higher. It is important to point out that blood pressure readings can be different at varying times of the day and can be elevated with stress or anxiety. Therefore, the determination of a person being labeled as “hypertensive” is usually based on the average of three blood pressure readings taken on different days. The following chart is adapted form the Sixth Report of the Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure (JNC VI). Category Systolic (mm Hg) Diastolic (mm Hg) Optimal&lt;120and&lt;80normal&lt;130and&lt;85high&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stage 3&gt;=180Or&gt;=110Hypertension and Diabetes Mellitus Controlling blood pressure is extremely important in diabetic patients with hypertension. Properly controlling blood pressure helps to prevent damage to the kidneys and can help to control the development of diabetic nephropathy (diabetes related kidney disease). The goal for diabetic patients with hypertension is to keep the blood pressure below 130/85 mm Hg. A combination of anti-hypertensive medications and lifestyle changes (especially weight loss) should be used to reach this blood pressure goal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hypertension Associated with Birth Control Pills Many women taking birth control pills experience a small increase in blood pressure, but the pressure usually remains in the normal range. Hypertension has been reported to be 2-3 times more common in women taking birth control pills and is most evident in obese and older women.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Women over 35 years of age who smoke are advised against taking birth control pills as they are at an increased risk of developing hypertension. Hypertension and Kidney Disease The early detection of kidney damage from hypertension is very important. Your doctor can order blood tests that can determine whether or not there is evidence of damage. Blood pressure should be controlled to levels of 130/85 mm Hg or lower. The goal here is to prevent advanced or “end-stage” kidney failure requiring the need for dialysis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evaluation and Diagnosis The initial screening for hypertension is fairly simple and straightforward.&lt;br /&gt;All you need to do is have your blood pressure measured with a cuff that is placed around your arm and then inflated (technically it is called a sphygmomanometer). As a basic rule, if the average of three blood pressure readings (on different days) is over 140/90 mm Hg it can be concluded that you have hypertension. The exact cause of hypertension in most cases is not known. In the medical community this is referred to as “essential” hypertension. A combination of genetics, diet, and lifestyle certainly play a large role in the development of high blood pressure. It is very important to point out that if you develop hypertension at a young age or the hypertension develops suddenly, your doctor should carefully evaluate you for causes of hypertension that are potentially reversible.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You may need special studies that will evaluate the vessels that supply blood to your kidneys and for other potential disorders in your endocrine system. Treatment Lifestyle ChangesFor most individuals, the first step in treating hypertension is to make lifestyle changes. This means losing weight, increasing the amount of exercise you get, and changing your diet. Our accompanying article Controlling Hypertension Throughout Our Life Cycle discusses these lifestyle changes in more detail. In general, decreasing the sodium (salt) in your diet, eating more fruits and vegetables, and getting more aerobic exercise can help to lower your blood pressure. It will take some effort on your part! Anti-Hypertensive MedicationsIf the lifestyle changes mentioned above are unable to control your blood pressure, your doctor may prescribe medication(s).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There are a variety of different medications available and your doctor will prescribe the medication that is best for you. Some medications are better for people with diabetes, heart disease, kidney disease, etc. If you cannot tolerate a certain medication because of adverse side effects, there are other options. Many people are often opposed to “taking a pill every day.” Please, please, please remember that taking a pill every day can be a much better option than developing a stroke, heart attack, or needing to have kidney dialysis because your blood pressure ran out of control for too long. Empowerment Points Hypertension (high blood pressure) is often asymptomatic but over time it leads to a variety of health problems including heart disease, strokes, and kidney failure. The prevalence of hypertension in African Americans is among the highest in the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Have your blood pressure checked and if it is elevated discuss treatment options with your doctor. The only way that we can beat hypertension is to confront it head on—make lifestyle changes and take your medication if your doctor prescribes it! References:Report of the Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure (JNC VI)Autism a Public Health ProblemAutism is a serious public health problem which impacts many children. According to a recent report from the Centers for Disease Control, 1 out of every 150 American eight-year-olds has some form of autism. The previous estimate was one in 166 children. This suggests that 560,000 children in the US have autism. The reason for the high percentage of autism remains unclear. The CDC is now conducting a study to try to identify the environmental factors associated with autism. Research has shown no differences based on race, ethnicity, or socioeconomic status in either the prevalence or incidence of autism in children. Although, the condition does not seem to differ in percentage by culture or race; diagnosis and treatment disparities do exist.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Healthcare Disparities and AutismAfrican-American children frequently are confronted with late diagnoses or misdiagnosis, according to the National Early Intervention Longitudinal Study done under a grant from the US Department of Education. The study suggests this may be due to evidence that African-Americans are less likely than Whites to see the same pediatrician over an extended period of time. A pediatrician who sees a child regularly over time may recognize autism sooner than those exposed less frequently at office visits. The study encourages African American parents to ask many questions and be persistent in getting their health care provider to diagnose autism related concerns.In a study done by David Mandell and Dr. John Listerud entitled, Race Differences in the Age at Diagnosis Among Medicaid-Eligible Children with Autism, African-American children with autism are diagnosed nearly two years after children of all other ethnic groups and they received more misdiagnoses than Whites. They also found that minority families and families with lower incomes or limited education had more difficulty entering the early intervention system for autism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Early intervention is critical for better outcomes.&lt;br /&gt;Advocating for vigilant diagnosis, treatment and education about this condition among the African American community can help lessen the disparity. What is Autism?Autism is a brain disorder that is connected to a variety of developmental problems, in communication and social interaction. The first signs of autism usually appear before age 3. Although there is no cure for autism, it is a treatable lifelong condition. The key feature of autism is impaired social interaction.According to the Mayo Clinic, children with autism have problems in three crucial areas of development — social skills, language and behavior. The most severe form of autism is evident by a complete inability to communicate or interact with other people. Often it is the parent that notices their child has symptoms suggestive of autism. Amy Higgins-Boyd, a Behaviorist that specializes in autistic children states, “Typically, they describe their infant child as showing little interest in others and having difficulty with changes in routines or their environment.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A child with autism may appear to develop normally and then withdraw and become unresponsive to social contact. Often children with autism engage in repetitive movements such as rocking and twirling, or in self-abusive behavior such a head-banging.” Higgins-Boyd also states the importance of joint attention as an important indicator. Joint attention behaviors represent a critical area in typical development, emerging between the ages of 9 and 15 months. Joint attention skills have been found to be related to receptive and expressive language skills among typically-developing children. Joint attention is important for the development of other skills as children age, such as more expressive language and symbolic play.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The National Institute of Neurological Disorder and Stroke (NINDS) report that Autism (sometimes called “classical autism”) is the most common condition in a group of developmental disorders known as the autism spectrum disorders (ASDs). Other ASDs include Asperger syndrome, Rett syndrome, childhood disintegrative disorder, and pervasive developmental disorder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What about Vaccines? Are they safe?Vaccinations given to children have been suggested by some Americans to cause the onset of autism. This has primarily been linked to the fact that the characteristics of autism coincide with the timing of vaccinations. The measles, mumps and rubella (MMR) vaccine in particular is most often singled out as the culprit. The Centers for Disease Control and Prevention, the Institute of Medicine and the American Academy of Pediatrics all contend that vaccines including the MMR vaccine do not cause autism.How is Autism Diagnosed?According to NINDS, when doctors diagnose autism they look for the following behaviors using a screening instrument to gather information about a child’s development and behavior:impaired ability to make friends with peersimpaired ability to initiate or sustain a conversation with othersabsence or impairment of imaginative and social playstereotyped, repetitive, or unusual use of languagerestricted patterns of interest that are abnormal in intensity or focuspreoccupation with certain objects or subjectsinflexible adherence to specific routines or ritualsUpon recognition of autistic behaviors treatment and early intervention can be conducted.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Autism is a complex disorder, so it requires a diverse team to diagnose and treat the condition. Often diagnoses and treatment includes a neurologist, psychiatrist, speech therapist, and other professionals .If your child exhibits behaviors characteristic of autism make certain you are relying on a multi-disciplinary team to diagnose and treat your child. What does the research about autism provide?Researchers believe that gene studies will help unlock the mystery of autism. In a study done by National Institutes of Health, the National Alliance of Autism Research, the Hussman Foundation and the Autism Genetic Resource Exchange analyzed 54 African American families and 557 Caucasian families in which a member had autism. Researchers studied the genes that regulate a brain chemical or neurotransmitter called GABA along chromosome 15. Chromosome 15 has been linked to autism.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to the researchers, GABA slows down nerve cells once their message has been transmitted to the brain acting as an information filter that prevents the brain from becoming over-stimulated. If the GABA system fails, the brain can be flooded with sensory information that overpowers the brain's processing capabilities, leading to some of the characteristic behaviors of autism. The largest research for autism genes to date, funded by the National Institutes of Health (NIH), has implicated components of the brain's glutamate chemical messenger system and a previously overlooked site on chromosome 11. Based on 1,168 families with at least two affected members, it adds to evidence that tiny, rare variations in genes may heighten risk for ASDs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Among the new clues is stronger evidence for an association between autism and sites of genes. Continued genetic discoveries in this area will unleash the autism mystery and hopefully provide more research for curing this disease.Empowerment Points Be persistent with your doctor if you suspect your child has autismThe key research institutions do not believe autism is caused by vaccinationsLearn as much as you can about autism and pass it along to others. Early intervention is critical.If your child exhibits autistic behaviors ask many questions and make sure a multi-disciplinary medical team is helping you identify the problem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-934200172678957790?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/934200172678957790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=934200172678957790' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/934200172678957790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/934200172678957790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/08/tp-bebekte-oul-gebeliin-riski.html' title='Tüp Bebekte Çoğul Gebeliğin Riski!'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SJoCoTmRabI/AAAAAAAAAmQ/4XnR61OcLNg/s72-c/bebek28rn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-5034469607022931038</id><published>2008-07-14T14:45:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:19.448-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüksek tansiyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sara hastalığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='astım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp ve damar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zehirlenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tansiyon dengeleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anemi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göz hastalıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='unutkanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tansiyon tedavi cihazı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kansızlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp damar cerrahi'/><title type='text'>YAZ VE KALP HASTALIKLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SHvKb3Tx7dI/AAAAAAAAAlA/_cSHqDmIWTA/s1600-h/188581.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222990772918414802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="193" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SHvKb3Tx7dI/AAAAAAAAAlA/_cSHqDmIWTA/s400/188581.jpg" width="273" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kalp Hastalarının Hastalıkları Gereği Yaşam Boyu Dikkat Etmeleri Gereken Bazı Kurallar Vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar Çoğu Kez Hastalar Tarafından Yeni Bir Yaşam Şekli Olarak Algılanır. Mümkün Olduğunca Da Uymaya Özen Gösterilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Mevsimin Kendine Özgü Güzelliği Ve Özelliği Vardır. Kışın Karı Ve Soğuğu Ile Yazın Sıcağı Ve Denizi Bunların Başında Gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp Hastası Olan Kişi Yazın Ve Denizini Çok Seviyor Da Olsa, Kendini Mümkün Olduğunca Sıcaktan Ve Yaz-Deniz Keyfi Adına Yorgunluktan Korumalıdır. Bu Nedenle Sıcağın Ve Koruyucu Hareketlerin Sakıncalarına Kısaca Değinmek Uygun Olur.Sıcaklık Ve Deriİnsanlar Içinde Bulundukları Ortama Uyum Sağlamada Kendilerine Yardımcı Olan Donanımlara Sahiptirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenin Ve Kendi Vücut Isınlarının Durumuna Uyum Sağlamada Deri Çok Önemli Bir Rol OynarDeri, Damarlarının Durumunu Ihtiyaca Göre Ayarlayarak Damarların Genişlemesi Veya Damarların Daralmasını Sağlayarak Çevrenin Sıcağına Uyum Sağlar. Kişinin Sıcağa Uyum Göstermesinde Terleme Ve Titremeninde Önemli Bir Ayarlayıcı Rolü Vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deri, Normal Koşullarda Normal Isıdaki Ve Istirahatteki Erişkin Bir Insanda Kalp Debisinin % De 5-10′U Kadar Bir Kan Taşır. Isının Artmasıyla Deri Kanlanması Artar.Aşırı Isı Artması Hallerinde Kap Debisinin % 50-60′I Deriye Gider. Bu Gibi Hallerde Derinin Sempatik Vazokonstriktör Sinirleri Arayıcılığı Ile Çeşitli Refleks Yollar Sayesinde Dolaşım Düzenlenmesi Yapılarak Kontrol Altına Alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın Aşırı Sıcaklarda, Sıcağa Uzun Süre Maruz Kalmakla En Sık Görülen Aşırı Halsizlik, Yorgunluk Hatta Bitkinlik Düzeyindeki Tablolardır. Sıcak Çarpması (Güneş Çarpması) Bu Durumlardan Biridir.&lt;br /&gt;Ortamın Isısının Artmasıyla Kişinin Deri Ve Çeşitli Organlarında Oluşan Temel Değişiklikleri Şöyle Özetleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Dolaşimda ,Kanin Büyük Kismi Deriye Yöneldiği İçin Derinin Kan Akimi Ve Kan Miktari Artar.&lt;br /&gt;2- Kalb Debisi Ve Atim Hacmi Azalir.&lt;br /&gt;3- Arteriyel Kan Basinci ( Tansiyon ) Düşer.&lt;br /&gt;4- Karin İç Organlarinin Kanlanmasi Azalir.&lt;br /&gt;5- Kaslarda Kan Akimi Azalir.&lt;br /&gt;Bu Değişiklikler Yorgunluk Yaratabilecek Düzeyde Güç Sarfiyatını Gerektiren Her Türlü Beden-Sel Faaliyette Daha Da Artar.Böyle Durumlarda Kalbin Işinin Artması Dakikadaki Atım Sayısı-Kasılması Da Artar.&lt;br /&gt;Yukarıdaki Açıklamaya Çalışmaya Çalıştığımız Özelliklerden Ötürü Hipertansiyonlu, Kalp Yetmezlikli, Koroner Arter Hastalıklı Ve Tedavi Altındaki Hastların Şunlara Dikkat Etmleri Uygun Olur.&lt;br /&gt;Fazla Sicağa Maruz Kalmayiniz.Yürüyüş Ve Gezintilerinizi Sabah Erken Veya Akşam Serin Saatlerde Yapiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük Su Alımınız Kısıtlanmış Bile Olsa,Yazın Çok Sıcak Zamanları_Da Ve Aşırı Terlediğıniz Dönemlerde Su Kaybınız Artacağı İçin Yeterli Suyunuzu (Günde Ortalama 2-2,5 Litre)&lt;br /&gt;Terle Birlikte Vücudun Elektrolit Kaybı, Özellikle Sodyum (Tuz) Kaybı Fazla Olacağı İçin-Tuz Kısıtlamalı Bir Rejim İçindeyseniz Doktorunuzun Fikrini Alarak Yemeklerinize Biraz Tuz İlave Edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Kıyısında Tatilde İseniz, Kumda Yatıp, Güneş Banyosu Yapmayınız.&lt;br /&gt;Denize Sabah Veya Akşam Üzeri Giriniz.&lt;br /&gt;Denizde Uzun Süre Yüzmeyiniz.&lt;br /&gt;Eğer Denizde Dalma Alışkanlığınız Varsa Dalmayınız.&lt;br /&gt;Tok Karnına Denize Girmeyiniz.&lt;br /&gt;Fazla Yaglı, Kızartmalı, Ağır Gıdalar Yerine, Bol Sebze, Haşlama Veya Izgara, Hafif Gıdalar Tercih Ediniz.&lt;br /&gt;Eğer Diabetes Mellitusunuz (Şeker Hastalığı) Yoksa Bol Meyva Yiyiniz.&lt;br /&gt;Bacaklarınızda Kronik Venöz Yetmezlik (Varis) Varsa, Denizde Belinize Kadar Olan Bir Su Seviyesinde Yürüyüş Yapınız.&lt;br /&gt;Asla Kum Banyusu Yapmayınız.&lt;br /&gt;Hipertansiyonlu İseniz, Tansiyon İlacınız Fazla Gelebilir, Dozunu Doktorunuza Tekrar Sorunuz.&lt;br /&gt;Aşırı Sıcaklarda Ritm Bozuklukları Olabılir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Kurallara Uymadığınız Takdirde Hangi Sebeple Meydana Gelmiş Olursa Olsun Kalp Yetersizliğiniz Kaybolmuşken Yeniden Ortaya Çıkabilir, Hafiflemişken Ağırlaşabilir.&lt;br /&gt;Sükün Bulmuş, Kaybolmuş Kalb Ağrılarınız (Angina Pectoris) Yeniden Başlayabilir.&lt;br /&gt;Deniz Ve Sicağa Karşilik Serin Yayla Tatilini Tercih Edebilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SHvKU7hTCLI/AAAAAAAAAk4/CJZn9nH0qug/s1600-h/tansiyon.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222990653789767858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="224" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SHvKU7hTCLI/AAAAAAAAAk4/CJZn9nH0qug/s400/tansiyon.bmp" width="266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;HİPOTANSİYON, DÜŞÜK TANSİYON&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;tansiyon düşüklüğü Büyük tansiyon, 11'den aşağı düştüğü zaman tansiyon düşüklüğü vardır. Bu duruma tıp dilinde hipotansiyon denir. tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Halk dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunlardan başlıcaları şunlardır: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kulak ağrısı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Araç tutmaları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ani hava değişimi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı göz hastalıkları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlaç zehirlenmeleri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düşük veya yüksek tansiyon. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kansızlık ve kan hastalıkları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mikrobik hastalıklar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beyin hastalıkları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sara ve bazı ruh hastalıkları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kan basıncına tansiyon denir. Kalp her kasılışında belirli miktardaki kanı atardamarlara pompalar. Bu sırada da, kan basıncı en yüksek seviyeye çıkar. Buna büyük tansiyon denir. Kalbin iki kasılışı arasında geçen zaman içinde ise, kan basıncı en düşük seviyeye iner. Buna da küçük tansiyon denir. Büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasındaki fark da nabız basıncını gösterir. tansiyon yaşa bünyeye ve tansiyon ölçüldüğü andaki ruhi veya bedeni duruma göre farklılık gösterir. Yaşlandıkça tansiyon yükselmesi normaldir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-5034469607022931038?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/5034469607022931038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=5034469607022931038' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/5034469607022931038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/5034469607022931038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/07/yaz-ve-kalp-hastaliklari.html' title='YAZ VE KALP HASTALIKLARI'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SHvKb3Tx7dI/AAAAAAAAAlA/_cSHqDmIWTA/s72-c/188581.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-9062364087823242768</id><published>2008-06-29T11:34:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:20.395-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek taşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek nakli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gizli şeker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek sorunları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insülin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık ürünleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rem eeg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyabet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tıbbi aletler malzemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğal ürünler'/><title type='text'>kolay doğum pozisyonları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfXcgSaEcI/AAAAAAAAAio/TN4MRx7D798/s1600-h/i2008-06-29-11-05-27.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217375578035458498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 178px" height="220" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfXcgSaEcI/AAAAAAAAAio/TN4MRx7D798/s400/i2008-06-29-11-05-27.jpg" width="260" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Şükür ki, doğumu sırtında taşıdığınız, anne olmanın ağırbaşlılığını ağırlığını duyduğunuz, kendi vücudunuzun doğal işlerini yapmaktan ayıran ve doğurmanın eğlencesini kaçırdığınız günleri geride bıraktık...&lt;br /&gt;Bugün kadınlar rahatsızlığı en aza indirip, doğum sürecini hızlandırmak için vücutlarını nasıl kullanacaklarını öğrenebiliyorlar. Çeşitli pozisyonları denemek doğum sancıları ve doğum sırasında sizin için en iyinin ne olduğunu bulmak için yardım edebilir. İşte çeşitli doğum sancısı ve doğum pozisyonları hakkında bilmeniz gerekenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ayakta Durmak&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ceninin oksijeni mükemmelYerçekimini kullanır.Kasılmalar daha etkili ve daha az acılıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğumu hızlandırmaya yardım eder.İtme gereksinimini yaratmaya yardım eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğum için zayıf kontrol, Doğum için görevli olanlar için zor bir görüntü&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yürüme&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yerçekimini kullanır.Kasılmalar sıklıkla daha az acı verici olur.Rahim kasılmalarını teşvik eder.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bebek leğen kemiğinde iyi düzende durur.Doğumu hızlandırabilir.Sırt ağrısını azaltır.İnişi teşvik eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüksek tansiyonu olan anneler çoğunlukla kullanamaz.Cenin sürekli elektronik monitöre bağlı ise kullanılamaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Oturma&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dinlenmek için iyidir.Yerçekimini kullanır.Sürekli elektronik monitörle kullanılabilir.İnişi teşvik etmek için doğum topuyla beraber kullanılabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa muhtemelen kullanılamaz.Daha Fazla Doğum Pozisyonları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tuvalette Oturmak&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Perine apışarası için rahatlamaya yardım eder.Anne bacak açma pozisyonuna ve bu çevredeki pelvik baskıya alıştırılır.Yerçekimini kullanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tuvalet oturma yerinin gelen baskı acı yaratabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yarı Oturma&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anne için rahattır.Yerçekimini iyi kullanır.İyi bir dinlenme pozisyonudur.Hastane yatakları için kolay olur.Doğum odasında anne, baba ve orada bulunan diğerleri için iyi bir görüntüdür.FHT'ye Cenin Kalp Atışları iyi ulaşım sağlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Perineye ulaşım zayıf olabilir.Kokiksin kuyruk kemiği hareketliliğini zayıflatır.Perine üzerinde biraz baskı ama litotomiden taş çıkarma ameliyatı daha az baskı.Litotomi sırt üstü, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Bacaklar havada#8212;&lt;/strong&gt;bu pozisyondan kaçının!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün büyük kapların baskısı.Yırtılma ve çoğunlukla epiziotomiye gereksinim duyma.Doğuma yardım etmek için yerçekimi kullanımı yoktur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cenin iyi oksijen alır.Anne için iyi bir dinlenme pozisyonudur.Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa yardımcıdır.Eğer anne epidural anestezi altındaysa yardımcıdır.Sıklıkla kasılmaları daha etkili hale getirir.Doğum sürecini ilerletebilir.İkinci safhada kasılmalar arasında dinlenmesi için anne için daha kolaydır.İkinci safhada arka sakral hareketine olanak tanır.Dik inişi yavaşlatabilir.Eşin bacakları desteklemesi gerekebilir.Eş doğumda yardım edebilir.Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı aza indirir.Perineye ulaşım mükemmeldir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Eğilme&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnatçı arka gösterim için yardımcıdır.Bebeğin rotasyonuna yardım eder.Pelvik sallantı için iyidir.Doğum balonuyla beraber iyi kullanılır.Bilekler ve kollarda daha az gerginlik.Dik inişe teşvik eder.Yerçekimini kullanır.Bebeğin rotasyonunu yükseltebilir.Rahatlık için ağırlığı değiştirmeye özgürlük tanır.Perineye mükemmel ulaşım.Mükemmel cenin devinimi.Pelvis çapını en çok iki cm artırır.Daha az ıkınma çabası gerektirir.İnişi teşvik etmek için gövdenin üst kısmı dibe baskı yapar.Uyluklar bebeğin uygun düzende olduğu durumdadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çoğunlukla anne için yorucudur.Bazen FTH'leri duymak zordur.Doğumda annenin yardımı zor olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Eller ve Dizler&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bradikardi dakika başına kalp atışının azalması için iyidir. Düşük kalp atışıSırt sancıları için iyidir.Doğum topu için kullanışlıdır.Arka gösterimin rotasyonuna yardım eder.Hemeroidin baskısını ortadan kaldırır.Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı engelleyen en iyi pozisyon.Büyük bebek için iyi bir iniş pozisyonu.Omuz distosisi zahmetli ve yavaş doğurma için mükemmel.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dezavantajları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anneyle göz kontağını devam ettirmek zordur.Anne için görmesi zordur.Bebek annenin bacaklarının arasından geçmek zorundadır.Deneyimsiz katılımcılar için kafa karıştırıcı olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfZHfeSrCI/AAAAAAAAAi4/plnnuoZtvvA/s1600-h/bobrek3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217377416062872610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfZHfeSrCI/AAAAAAAAAi4/plnnuoZtvvA/s400/bobrek3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kadınlarda Böbrek Taşları Riski ve Meşrubat İçilmesi&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bol sıvı alımı, tüm yazarlarca olmasa da çoğu yazar tarafından böbrekte taş olan durumlarda yinelemeyi azalttığı düşünülerek önerilmektedir. Belli meşrubatların böbrek taşı oluşumu üzerinde etkileri ile ilgili çok az çalışma vardır.&lt;br /&gt;Bira ve kahve tüketimi ile böbrek taşı öyküsü arasında negatif bir ilişki vardır. Karbonatlı içeceklerle (soda) ise pozitif ilişki söz konusudur. Süt, çay ya da su için belirgin bir bağlantı yoktur. Erkeklerde yapılmış izlem çalışmasında elma suyu ve greyfurt suyu ile artmış, kahve, çay ve alkollü içeceklerle azalmış risk saptanmıştır. Bu çalışma kadınlara uyarlanmaz; çünkü taş oluşumu erkeklerden farklı olabilir. "su içmek" bu çalışmaya alınmamıştır.&lt;br /&gt;1986-1994 yılları arasında, böbrek taşı öyküsü olmayan 81093 hemşire çalışmaya katılmış ve 18 meşrubat sorgulanmıştır. En çok tüketilen sıvılar su (ortalama 2-3 bardak /gün), kafeinli kahve (ortalama 1 fincan/gün), süt (2-4 bardak / hafta). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kafeinli kahve, kafeinsiz kahve, çay, şarap belirgin olarak riskle ters ilişkili, greyfurt suyu riskle doğrudan bağlantılı bulunmuştur .Her 240 ml kafeinli kahve riski % 10 azalmaktadır; kafeinsiz kahve % 9, çay % 8, şarap %59 riski azaltmaktadır. Greyfurt suyu, riski % 44 arttırmaktadır. Kafeinli kahve ve şarap belirgin olarak sudan daha fazla koruyucudur. Araştırmanın bulguları total sıvı alımının, böbrek taşı oluşumu ile ters ilişkili olduğu hipotezini doğurmaktadır. Kafein, Antidiüretik hormonu ADH’nin (Vücuttan su atılmasını kontrol eden hormon) böbrek üzerindeki etkisiyle yarışarak idrarı daha fazla dilue etmekte ve kristal formasyon riskini azaltmaktadır. Ancak kafein nedeniyle kalsiyum atılımı da artmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Benzer olarak alkol ADH'u inhibe eder, idrar akımı artar, idrar konsantrasyonu azalır. Şarabın, biradan daha olumlu etki göstermesi şaraptaki daha yüksek alkol konsantrasyonu ile bağlantılı olabilir. Greyfurt suyu barsak duvarına etkiyle birkaç serumun ilaç düzeyini etkiler; ve belki de potansiyelolarak önemli diyet faktörlerinin metabolizmasını da etkiliyordur. Erkektekinin aksine kadınlarda elma suyu ile ilgili belirgin bağlantı bulunamamıştır. Diyetteki kalsiyum, potasyum ve süt alımı riskle ters orantılıdır.&lt;br /&gt;&lt;a name="Diyabet nedir? Nasıl meydana"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uZuBgJfI/AAAAAAAAAeo/Ks6XJbDEcDU/s1600-h/zcoc205b207820367da9by.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfY-Afvu-I/AAAAAAAAAiw/Eq9drdCb89g/s1600-h/zcoc205b207820367da9by.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217377253128649698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfY-Afvu-I/AAAAAAAAAiw/Eq9drdCb89g/s400/zcoc205b207820367da9by.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir.&lt;br /&gt;Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne"&gt;&lt;/a&gt;Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır? Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Tip 1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Tip 1 Diyabet&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Tip 2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tip 2 Diyabet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir.&lt;br /&gt;Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir. &lt;a name="Diyabetin Bulguları"&gt;&lt;/a&gt;Diyabetin bulguları nelerdir? Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.&lt;br /&gt;Diyabet tanısı nasıl konur? Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler: Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.&lt;br /&gt;Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.&lt;a name="Gizli Şeker"&gt;&lt;/a&gt;Gizli şeker nedir? Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-9062364087823242768?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/9062364087823242768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=9062364087823242768' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/9062364087823242768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/9062364087823242768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/06/kolay-doum-pozisyonlar.html' title='kolay doğum pozisyonları'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SGfXcgSaEcI/AAAAAAAAAio/TN4MRx7D798/s72-c/i2008-06-29-11-05-27.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-3714985907457265946</id><published>2008-05-04T00:53:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:20.826-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek taşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek nakli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gizli şeker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='obesite'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kilo kaybı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='böbrek sorunları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insülin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyabet'/><title type='text'>Kadınlarda Böbrek Taşları Riski ve Meşrubat İçilmesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uwOBgJgI/AAAAAAAAAew/edSCIDepRHA/s1600-h/bobrek3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196431319732594178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="257" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uwOBgJgI/AAAAAAAAAew/edSCIDepRHA/s400/bobrek3.jpg" width="266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bol sıvı alımı, tüm yazarlarca olmasa da çoğu yazar tarafından böbrekte taş olan durumlarda yinelemeyi azalttığı düşünülerek önerilmektedir. Belli meşrubatların böbrek taşı oluşumu üzerinde etkileri ile ilgili çok az çalışma vardır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bira ve kahve tüketimi ile böbrek taşı öyküsü arasında negatif bir ilişki vardır. Karbonatlı içeceklerle (soda) ise pozitif ilişki söz konusudur. Süt, çay ya da su için belirgin bir bağlantı yoktur. Erkeklerde yapılmış izlem çalışmasında elma suyu ve greyfurt suyu ile artmış, kahve, çay ve alkollü içeceklerle azalmış risk saptanmıştır. Bu çalışma kadınlara uyarlanmaz; çünkü taş oluşumu erkeklerden farklı olabilir. "su içmek" bu çalışmaya alınmamıştır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;1986-1994 yılları arasında, böbrek taşı öyküsü olmayan 81093 hemşire çalışmaya katılmış ve 18 meşrubat sorgulanmıştır. En çok tüketilen sıvılar su (ortalama 2-3 bardak /gün), kafeinli kahve (ortalama 1 fincan/gün), süt (2-4 bardak / hafta). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kafeinli kahve, kafeinsiz kahve, çay, şarap belirgin olarak riskle ters ilişkili, greyfurt suyu riskle doğrudan bağlantılı bulunmuştur .Her 240 ml kafeinli kahve riski % 10 azalmaktadır; kafeinsiz kahve % 9, çay % 8, şarap %59 riski azaltmaktadır. Greyfurt suyu, riski % 44 arttırmaktadır. Kafeinli kahve ve şarap belirgin olarak sudan daha fazla koruyucudur. Araştırmanın bulguları total sıvı alımının, böbrek taşı oluşumu ile ters ilişkili olduğu hipotezini doğurmaktadır.&lt;br /&gt;Kafein, Antidiüretik hormonu ADH’nin (Vücuttan su atılmasını kontrol eden hormon) böbrek üzerindeki etkisiyle yarışarak idrarı daha fazla dilue etmekte ve kristal formasyon riskini azaltmaktadır. Ancak kafein nedeniyle kalsiyum atılımı da artmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Benzer olarak alkol ADH'u inhibe eder, idrar akımı artar, idrar konsantrasyonu azalır. Şarabın, biradan daha olumlu etki göstermesi şaraptaki daha yüksek alkol konsantrasyonu ile bağlantılı olabilir. Greyfurt suyu barsak duvarına etkiyle birkaç serumun ilaç düzeyini etkiler; ve belki de potansiyelolarak önemli diyet faktörlerinin metabolizmasını da etkiliyordur. Erkektekinin aksine kadınlarda elma suyu ile ilgili belirgin bağlantı bulunamamıştır. Diyetteki kalsiyum, potasyum ve süt alımı riskle ters orantılıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="Diyabet nedir? Nasıl meydana"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uZuBgJfI/AAAAAAAAAeo/Ks6XJbDEcDU/s1600-h/zcoc205b207820367da9by.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196430933185537522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uZuBgJfI/AAAAAAAAAeo/Ks6XJbDEcDU/s400/zcoc205b207820367da9by.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne"&gt;&lt;/a&gt;Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır? Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Tip 1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Tip 1 Diyabet&lt;/strong&gt; Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="Tip 2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Tip 2 Diyabet&lt;/strong&gt; Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Diyabetin Bulguları"&gt;&lt;/a&gt;Diyabetin bulguları nelerdir? Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Diyabet tanısı nasıl konur? Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:&lt;br /&gt;Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.&lt;a name="Gizli Şeker"&gt;&lt;/a&gt;Gizli şeker nedir? Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-3714985907457265946?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/3714985907457265946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=3714985907457265946' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/3714985907457265946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/3714985907457265946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/05/kadnlarda-bbrek-talar-riski-ve-merubat.html' title='Kadınlarda Böbrek Taşları Riski ve Meşrubat İçilmesi'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SB1uwOBgJgI/AAAAAAAAAew/edSCIDepRHA/s72-c/bobrek3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-8003313953600056117</id><published>2008-04-20T11:25:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:21.661-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk diş sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp damar hastalıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diş sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menopoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diş çürümesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diş estetiği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bitkisel tedavi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='unutkanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanal tedavisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dengeli beslenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beyaz dişler'/><title type='text'>Unutkanlık,Kalp Damar Hastalıkları ve Menopoz</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SBYlJuBgJcI/AAAAAAAAAeQ/FeDdSnRB7YI/s1600-h/30958.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194380069121828290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SBYlJuBgJcI/AAAAAAAAAeQ/FeDdSnRB7YI/s400/30958.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçenlerde bir kadın anahtarlarını bulamadığı için nasıl randevusunu kaçırdığını anlatıyordu. Her yeri dip bucak aradığı halde, bir türlü bulamamıştı. Hepimiz o yollardan geçtiğimiz için, halinden anlıyorduk. Özellikle de, sonunda anahtarları ceketinin cebinde bulduğunu söylediğinde! Kendini ne kadar kötü hissettiğini anlatmama gerek yok, sanırım. Şimdiye kadar duyduğum en iyi hafıza kaybı hikayesi bayram yemeği için kasaba gidip et alan kadının öyküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın kasaptan çıktıktan sonra otoparka doğru gider. Elindeki paketi otomobilin üstüne koyup kapıyı açar. Arabaya biner ve yola çıkar. Birkaç sokak ilerledikten sonra kaldırımdaki yayaların deli gibi el salladıklarını fark edince hemen kenara çekip durur. Arabaya bir şey olduğunu sanıp sağını solunu kontrol etmek için dışarı çıkar. Ne otomobilde, ne de üstünde duran et paketinde bir sorun vardır. Böyle şeyleri duyunca gülmek, konu siz bile olsanız, bunu dostlarla paylaşmak iyidir, insanların size değil, sizinle birlikte güldüklerini fark edeceksiniz. Çünkü bu herkesin başına gelebilir. Üstelik, eğer kendimize gülmezsek, oturup ağlamamız gerekir. Herhalde hepimiz gülmeyi yeğleriz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, çözüm nedir? Eğer siz de çoğumuz gibi çok meşgulseniz ve günün saatleri size yetmiyorsa, bazı şeyler için listeler çıkarmanızı öneririm. Örneğin, Yapılacak İşler Listesi, Alışveriş Listesi, Doğum günü Listesi, Evlilik Yıl dönümleri Listesi gibi, hatırlamanız gereken şeylerin listesini yapın. Doktorunuzdan aldığınız randevuyu gösteren kart, arabanızın bakım kartı sizin için çok değerlidir. Bu küçük notlar günlük işlerinizin arasında yapmanız gereken işleri anımsatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu kadar unutkan olduğunuzu merak ediyorsanız, söyleyim: Östrojen kaybı, çok yoğun iş programları, stres veya, tatiller insanda unutkanlık yapar. Liste yapmak, hormon tedavisine başvurmak veya, bol bol turunçgil yemek düşünmeniz gereken bazı önlemler olabilir. Ayrıca, sık sık anahtarlarınızı, ya da, gözlüğünüzü kaybediyorsanız, bu gibi şeyleri belirli bir yere koymayı deneyin. Böylece, gözlüğünüz gözünüzde değilse, her zaman bıraktığınız yere gidip bakarsınız.&lt;br /&gt;Menopozdan önce kadınların erkeklere oranla kalp da&amp;shy;mar hastalıklarına yakalanma olasılıkları daha düşüktür. Östrojen hormonunun kadınları koruduğuna inanılıyor. An&amp;shy;cak, kadınlar menopoza girince vücutlarında östrojen üreti&amp;shy;mi azalıp, kalp damar hastalıkları riski başlıyor ve her yıl katlanan bir hızla artıyor. Kırk beş yaşında bir kadında bu risk dokuzda birken, altmış beşinde ikide bire çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınları korkutan bir haber de, her ne kadar kalp damar hastalıklarına erkekler daha çok yakalanıyorsa da, bu has&amp;shy;talıklardan ölen kadın sayısının çok daha fazla oluşu. Ne&amp;shy;deni şu: kalp damar hastalığı sinsi kalp hastalığı olarak da adlandırılır. Menopozdaki kadınlar farkında olmadan kalp hastası olabilir, hatta, kalp krizi bile geçirebilirler. Bazı krizlerde ağrı olmayabilir. Diğerleri de hazımsızlık, ülser veya, diğer sorunlara bağlanabilir. Bu nasıl olabilir, diye düşünebilirsiniz. Çok basit. Menopozdaki kadınlar bir kol&amp;shy;tukta dört karpuz taşırlar. Biz kadınlar aynı anda torunları&amp;shy;mızla ilgilenir, yaşlı anne babamıza bakar, alışveriş yapar, çalışır, temizlik yaparız. Kendimize ayırıp, doktora gidecek zamanımız yoktur. Durumumuzu sürekli hasır altı eder, şikayetimizi öğleyin yediğimiz bir şeye bağlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstünde önemle durulacak faktörlerden biri de, histerek-tomi ameliyatı olmuş (rahmin alınması) veya, geçirdiği ame&amp;shy;liyattan dolayı menopoza girmiş kadınların kalp hastası ol&amp;shy;ma riskinin inanılmaz boyutlarda arttığıdır. Bu kadınların ya&amp;shy;şamlarının sonuna dek kalp hastalığına yakalanma riski üç misli artar. Bu yüzden bilim adamları menopoz öncesi histerektomi ameliyatının yararlarını araştırıyorlar. Örneğin, birçok doktor hafif fibroid tümörleri veya, habis olmayan rahim kanamaları görülen kadınların rahimlerini almaya gerek duymuyorlar ve böylece onları daha yüksek kalp has&amp;shy;talıkları riskine sokmuyorlar.&lt;br /&gt;Kalp damar hastalıkları çok önemli bir konu olduğu ve sizin bu konuyu en kısa ve kolay yoldan kavramanızı iste&amp;shy;diğim için konunun ana başlıklarını özetledim. Kalp damar hastalıklarıyla ilgili en son araştırma sonuçları aşağıdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dengeli Beslenme&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNW3iDXCI/AAAAAAAAAcM/qrGmRS9Ib7I/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191398419478043682" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 312px; CURSOR: hand; HEIGHT: 163px" height="216" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNW3iDXCI/AAAAAAAAAcM/qrGmRS9Ib7I/s400/5.jpg" width="314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cildimizi genç tutmaya çalışmak sadece bakımla ve sürdüğümüzkremlerle mümkün değil. Bunun için yediklerimize dikkat etmeliyiz...&lt;br /&gt;Bazı besinlerin cildi gençleştirdiğini bazılannın ise yaşlandırdığını biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte cildin dostu ve düşmanı gıdalar:Muhteşem bir cilde sahip olmanın yolları beslenmeden de gediyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cildi gençleştirenler:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Soya filizi: Cildi doldurur, gerginleştirir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ispanak, lahana: B vitamini cildin bağ dokusunu sıklaştınr, selüliti önler, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yeşil çay; Serbest radikallere karşı hücre koruyucu maddeler içerir. Böylece ciltteki yaşlanmayı durdurur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sarımsak: Bileşimindeki allizin maddesi kan dolaşımım harekete geçirir cildi arındırır, cilt rengini güzelleşcirir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ringa balığı; Vücudun ihtiyaç duyduğu doymamış yağ asidi içeren balıklar hücrelerdeki yağlanmayı durdurur, anti aging görevi görür. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zeytinyağı; Erken yaşlanmaya karşı mükemmel, Kırışıklığı önler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yumurta, süt; Niacin maddesi içerir, B vitamini deposudur, hücre yeniler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rezene; Hartada bir iki kez sofrada olmalı. Kalsium zenginidir ciltte hücre yenilenmesinde görev alır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avokado: E vitamini açısından zengin. Serbest radikallere karşı içeriden etki eder.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elma; Kan şekerin; sabitler, ensülin iniş çıkışlarım engeller, cilde iyi gelir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNb3iDXDI/AAAAAAAAAcU/Pcf3tPatyKE/s1600-h/kisaylarindabeslenme1.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191398505377389618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNb3iDXDI/AAAAAAAAAcU/Pcf3tPatyKE/s400/kisaylarindabeslenme1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dengeli ve sağlıklı beslenmenin temel ilkeleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Alınan besinlerin içerik ve oranları fizyolojik olmalı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Alınan enerji miktarına dikkat edilmeli&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Öğünler sık ve az olarak alınmalı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Protein ve karbonhidrat oranlarına dikkat edilmeli.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Yağ sınırlamasına önem vermeli&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Taze meyve ve sebze tüketimi artırılmalı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Enerji kaynağı olarak dengeli tahıl ürünleri tüketilmeli&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Şeker ve tatlı tüketimi azaltılmalı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Su ve sıvı besin alımına dikkat edilmeli&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Besinler, uygun saklanmalı ve uygun pişirilmeli&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Düzenli egzersiz yapılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNPniDXBI/AAAAAAAAAcE/EPtD_XU4II4/s1600-h/teeth.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191398294923992082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAuNPniDXBI/AAAAAAAAAcE/EPtD_XU4II4/s400/teeth.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;ÇOCUK DİŞ SAĞLIĞI&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="cocuklarin"&gt;&lt;/a&gt;Çocukların dişleri niye çürüyor?&lt;br /&gt;Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.&lt;br /&gt;Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.&lt;br /&gt;Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="curuk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çürük oluşumu engellenebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.&lt;br /&gt;Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="sut dislerinin onemi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Süt dişlerinin önemi nedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;(28 Nisan)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-8003313953600056117?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/8003313953600056117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=8003313953600056117' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8003313953600056117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8003313953600056117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/04/dengeli-beslenme.html' title='Unutkanlık,Kalp Damar Hastalıkları ve Menopoz'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SBYlJuBgJcI/AAAAAAAAAeQ/FeDdSnRB7YI/s72-c/30958.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-8801228261669204477</id><published>2008-04-15T14:10:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:22.545-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Psikiyatrist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku bozukluğu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kulak burun boğaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='astım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaz nezlesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saman nezlesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alarji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='grip aşısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='estetik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su yatağı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinüzit'/><title type='text'>DELİKSİZ UYKU</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAUac3vZYcI/AAAAAAAAAa0/ju2Cyur6J14/s1600-h/uyku3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5189583228915769794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 319px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px" height="199" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAUac3vZYcI/AAAAAAAAAa0/ju2Cyur6J14/s400/uyku3.jpg" width="319" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;7-8 saatlik deliksiz bir uykunun sırrı nedir merak ediyormusunuz???&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yatmadan yaklaşık 1.5 saat önce mutfağa dalın.Ancak öyle her bulduğunuzu yiyeceksiniz gibi bir yanlışa kapılmadan dalın… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaklaşık 200 kalori civarındaki bazı sihirli yiyecekler ile hem sindirim sisteminizi yormamış olursunuz, hem de kaslarınızı gevşetip, sakinleşirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Serotonin ve melatonin hormonları sayesinde ise deliksiz bir uykuya kavuşursunuz. Aşağıdaki listeden 1 veya 2 adedi geçmeyecek şekilde dilediğiniz seçimi yapmakta özgürsünüz!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1: MuzAçık olarak söylemek gerekirse sarı bir poşet içindeki uyku hapları olarak adlandırabiliriz. Seratonin ve melatonin dışında aynı zamanda magnezyum içeren bu meyve, kaslarınızı gevşetip sizi rahatlatır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;2: Papatya ÇayıSizi yatağa huzurlu bir şekilde yatıracak bir çaydan bahsediyoruz. Sakinleştirici özelliği sayesinde papatya çayı , kaygılı ve sinirli bir bünyenin en iyi panzehiridir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;3: Ilık SütEvet çok duyduğunuzu biliyoruz…Fakat bu bir mit değil, gerçektir. Süt içeriğinde bulunan ve tripsin etkisiyle serbestlenen ve organizma için gerekli bir aminoasit olan triptofan sayesinde beyniniz yatışır ve daha sağlıklı bir uykuya dalarsınız. Elbette ki sıcak sütün yıllardır duyduğumuz birçok iyileştirici özelliği sayesinde psikolojik bir etkileşim de duyabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;4: BalBitki çayınızın veya ılık sütünüzün içine atacağınız bir çay kaşığı kadar balın etkileri hiç de göründüğü kadar küçük değildir. İçeriğindeki şeker her ne kadar vücudu hareketlendirmeye niyetlense de, az miktarda glikoz oreksine dur işareti yapar. Oreksin son zamanlarda keşfedilmiş ve beyni hareketlinderen bir nörotransmiterdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;5: Patates Az miktarda fırında pişirİlmiş patatesin iyi bir gece uykusuna yardımcı olabileceğini pek sık duymadığınızı biliyoruz. Midenizi yormayacağı gibi, içeriğindeki tripofan sayesinde asit seviyesini düşürür. Etkiyi daha da artırmak için sütle birlikte püre kıvamına getirip yiyebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;6: Yulaf UnuYulaf içeriğindeki melatonin sayesinde iyi bir uykunun en iyi ilaçlarındandır. Bir miktar Akçaağaç şerbetiyle karıştırsanız hem de lezzeti ile sizi büyüleyecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;7: Badem Bir avuç kalp dostu bu yemişlerden yediğiniz takdirde, sizi tatlı bir şekerlemeye götüren yolculukta en büyük yardımcınızı bulmuş olacaksınız. Hem tripofan içeriği hem de uygun ölçüde içerdiği kalsiyum sayesinde kaslarınızın rahatlamasına yarar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;8: Keten Tohumu Hayat bazen ters gittiğinde ve siz de kendinizi kötü hissettiğinizde, 2 kaşık keten tohumunun sizlere yardımcı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Süt veya yoğurt içine katabileceğiniz keten tohumu, omega 3 yağ asitleri açısından zengindir ve doğal bir moral verici etkisi bulunmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;9: Kepek Ekmeği Bal kattığınız çayınız ile birlikte yiyeceğiniz bir ince dilim kepek ekmeği, vücuttaki insülinin biraz serbest kalmasına ve tripofan ile seratonininize ‘’uyku vakti’’ mesajını yollamasını sağlamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;10:Hindi Güzel bir uykunun 2-3 saat öncesi, bir ince dilim kepek ekmeği üzerine koyacağınız küçük bir parça haşlanmış hindi eti yararlı olacaktır. İçeriğindeki tripofan sayesinde midenizde çok miktarda protein olmadığı zamanlarda bile sizi rahatlatır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Uyku ihtiyacı yaşa göre değişir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her gün uyumamız gereken süre, yaşa göre farklılık gösterir. Yaş ilerledikçe uyku ihtiyacı azalır. Çocuklar ve gençlerin uyku ihtiyaçlarıyla süreleri ise daha fazladır. Aşağıdaki sıralamayı aklınızdan çıkarmayın. Eğer yaşınıza bu süreler uymuyorsa, uykusuzluk çekiyorsunuz demektir:&lt;br /&gt;- 19-30 yaş: 7.5 saat&lt;br /&gt;- 33-45 yaş: 7 saat&lt;br /&gt;- 50-70 yaş: 6 saat&lt;br /&gt;- 70 yaşın üzerinde: 5 saat&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R_0l1XloDpI/AAAAAAAAAZA/-Nsob1mkbyw/s1600-h/nezle_.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAUdbnvZYdI/AAAAAAAAAa8/Y6N4T1JHaBQ/s1600-h/nezle_.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5189586505975816658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAUdbnvZYdI/AAAAAAAAAa8/Y6N4T1JHaBQ/s400/nezle_.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SAMAN NEZLESİ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saman nezlesi tanımı yanlış isimlendirilmektedir. Çünkü saman bu olaya neden olmaz.&lt;br /&gt;Hastalık; akan kaşınan burun ve göz, hapşırma, boğaz kaşıntısı ve burun, boğazda çok miktarda akıntıdan oluşmaktadır. Havayla solunan parçaçıklara karşı gelişen allerji buna neden olmaktadır. Yaz gribi ise bilinen grip (Virüs enfeksiyonları) den farklıdır, gribin aksine saman nezlesi gibi havadaki parçaçıklara karşı gelişen bir alerjidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saman nezlesi ve yaz gribi tıp dilinde allerjik rinit olarak bilinen durum için kullanılan yaygın isimlerdir. (Rinit, burun iltihabıdır.) Her yıl çok sayıda insan allerjik rinite yakalanmaktadır. Bazıları çok hafif atlatırken bazıları için çok ağır geçmekte, işlerini engellemekte ve yaşam kalitesini bozmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ALLERJİNİN NEDENİ NEDİR?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir bitki veya hayvana ait bir parçaçık vücüda girerse (gözü kaplayan zardan, burun veya boğazdan) bu istilayı önlemek amacıyla bağışıklık sistemine ait bir yanıt gelişir. Normal şartlar altında bu yararlı, doğal bir korunmadır. Bununla birlikte bazı kişiler bir takım maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermektedir. Bu maddelere allerjen, kişilere ise allerjik denilmektedir. Bu olay ailevi olarak görülme eğilimi göstermektedir. Allerjenler vücudu antikor yapmak üzere uyarırlar. Bunlar daha sonra allerjenlerle birleşerek, vücudda bu şekilde istenmeyen etkilere yol açan bazı kimyasal maddelerin salgılamasına neden olurlar. Histamin bunlar içinde en iyi bilinen kimyasal maddedir. Bu madde burun zarlarının şişmesine, kaşıntıya, tahrişe ve aşırı miktarda sümük oluşmasına neden olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HANGİ ALLERJENLER RİNİT YAPAR?&lt;/strong&gt; Havada taşınabilecek kadar küçük ve hafif olan hayvan ve bitki proteinleri gözümüz burnumuz ve boğazımızdaki zarlar üzerinde birikirler. Polenler, mantar sporları, hayvan tüyleri ve ev tozu bu parçaçıkların en sık rastlananlarındandır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HANGİ POLENLER SORUN OLUR?&lt;/strong&gt; İlkbaharın erken dönemlerinde saman nezlesine polenler yada çevrede sıklıkla rastlanan ağaçlar neden olmaktadır. İlkbaharın geç dönemlerinde ise polenler çayırlardan kaynaklanmaktadır. Renkli süs bitkileri nadir olarak allerjiye neden olmaktadır. Çünkü onların polenleri havayla taşınamayacak kadar ağırdır. Bu bitkilerin polenleri bir yerden bir yere böcekler tarafından taşınmaktadır. (arılar, kelebekler) Bazı bitkiler ise Ağustosun sonunda polen vermeye başlarlar. Bu eylül ayı boyunca devam eder. Kimi zaman ekim ayına kadar veya ilk soğuklara kadar polen verdiği olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MANTAR NEDİR? &lt;/strong&gt;Mantarlar ekmeği küflendiren, meyvaların bozulmasına neden olan küflerdir. Aynı zamanda kuru yapraklarda, çayırlarda, samanda, tohumlarda diğer bitki ve toprakta da bulunurlar. Soğuğa dirençli oldukları için allerji sorunu uzundur ve karın toprağı kapattığı dönemler dışında tüm bir yıl sporları havada bulunur. Ev içinde mantarlar ev bitkilerinde ve onların saksı toprağında yaşar. Bodrum katları ve çamaşır odaları gibi nemli yerlerin yanı sıra peynirde ve mayalanmış içkilerde de bulunurlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜM YIL BOYUNCA SAMAN NEZLESİ NASIL DEĞİŞİR?&lt;/strong&gt; Allerjenler hayvan artıkları (kediler, köpekler, atlar, yün) kozmetik malzemeler, mantarlar, yiyecekler ve ev tozlarıda dahil olmak üzere bütün yıl boyunca bulunurlar. Ev tozu, mobilyalardan dökülen selülozdan, mantardan, ev hayvanlarında dökülen artıklardan ve böcek parçalarından oluşan karmaşık bir yapıdır. Allerji kışın sıcak hava sistemlerinin açılmasıyla ev tozunun etkisi altında artmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ALLERJİ ZARARLI OLABİLİRMİ?&lt;/strong&gt; Allerjik kişilerin soğuk algınlığına, sinüs enfeksiyonu ve kulak enfeksiyonlarına olan hassasiyetleri artmıştır. Bu hastalık onları allerjisi olmayan insanlardan daha fazla rahatsız edebilir. Hatta bazen daha ağır olarak bu kişilerde astım gelişebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SİZ NE YAPABİLİRSİNİZ?&lt;/strong&gt; İdeal olarak allerjinizin oluştuğu yerden uzakta yaşamayı seçebilirsiniz. Örneğin sadece deniz havası teneffüs edebileceğiniz bir yerde veya hiçbir şeyin yaşamayacağı kadar kuru bir iklimde yaşamanıza devam edebilirsiniz. Ne yazık ki bu ideal uygulama nadiren yapılabilir. Ancak aşağıda sıralanan kendi kendinize yardım önerileri denemeye değerdir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Çimleri keserken veya ev temizliği yaparken polen maskesi takın. (birçok eczaneden temin edilebilir) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. Isıtma ve havalandırma sistemlerindeki filtreleri aylık olarak değiştirin yada bir hava temizleme aygıtı kullanmaya başlayın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3. Polenlerin çok yoğun olduğu dönemlerde kapıları ve pencereleri kapalı tutun. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4. Evde bulunan bitki ve hayvanlardan uzak durun. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5. Kuş tüyü yastıkları, yün battaniye ve yün örtüleri pamuk veya sentetik maddeden yapılmış olanlarla değiştirin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6. Gerekli olduğunda yeterince antihistaminik ve dekonjestan kullanın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7. Yatağınızın baş tarafı yukarı kaldırılmış bir şekilde uyuyun. Bunun için yatağınızın baş tarafındaki ayakların altına birer tuğla koyabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;8. Genel sağlık kurallarına uyun. Hergün egzerzis yapın. Sigarayı bırakın ve diğer hava kirliliğine neden olan şeylerden uzak durun. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9.Dengeli beslenin karbonhitratları aza indirin. Dietinizi vitaminler ve özelliklede C vitaminiyle destekleyin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10. Doktorunuzun tavsiyelerine uyun Kış aylarında iyi bir nemlendirici kullanın. Çünkü kuru ev içi havası birçok allerjik kişinin kötüleşmesine neden olmaktadır. Ancak nemlendiricide mantar üreme şansına da dikkat edin. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-8801228261669204477?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/8801228261669204477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=8801228261669204477' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8801228261669204477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8801228261669204477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/04/deliksiz-uyku.html' title='DELİKSİZ UYKU'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/SAUac3vZYcI/AAAAAAAAAa0/ju2Cyur6J14/s72-c/uyku3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-4296915602653853428</id><published>2008-03-24T10:17:00.000-07:00</published><updated>2008-12-08T19:04:22.880-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gebelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='estetik cerrahi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='depresyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum sonrası zayıflama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum ve meme kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezeryan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebeğiniz ve siz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='plastik cerrahi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua okuyan bebek'/><title type='text'>DOĞUM SONRASI ESTETİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R-fj3wNceLI/AAAAAAAAAU0/X7ihfWY6Ygk/s1600-h/hamile.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181360443286649010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 270px; CURSOR: hand; HEIGHT: 163px" height="191" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R-fj3wNceLI/AAAAAAAAAU0/X7ihfWY6Ygk/s400/hamile.jpg" width="270" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hamile kalındığı döneminde istenmeyen kalıcı fiziksel değişimleri de beraberinde getirebiliyor.Bazen bacaklardaki varisler veya ciltteki çatlaklarla sınırlanan, bazen de göğüslerde küçülme veya kalçalarda genişleme gibi daha göze çarpan değişiklikleri yaşayan kadınlar estetik cerrahinin olanaklarından yararlanabiliyor. Kadınların bazıları bunu kabul etse de, büyük çoğunluğu değişikliklere fiziksel ve duygusal anlamda uyum göstermekte güçlük çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R-fkTANceMI/AAAAAAAAAU8/z_q2EaWLoLo/s1600-h/anne.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181360911438084290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 273px; CURSOR: hand; HEIGHT: 258px" height="312" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R-fkTANceMI/AAAAAAAAAU8/z_q2EaWLoLo/s400/anne.jpg" width="273" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Hamilelik ve emzirme sonrası sarkan memelere müdahale !!!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaygın inanışın aksine göğüslerdeki doğumla ilgili değişikliklerin büyük çoğunluğu emzirmeden bağımsız olarak hamilelik sırasında gelişiyor. Doğum sonrası, emzirme olsun ya da olmasın, süt verme döneminin bitiminde meme bezleri eski haline dönecek şekilde geriliyor. Bu durum göğüslerde küçülmeye ve meme derisinde sarkmaya neden oluyor. Bu değişikliklerin, çeşitli plastik cerrahi teknikleriyle giderilmesi mümkün.Gebelik ve süt verme döneminde meme bezlerinde meydana gelen hormonal değişikliklerin etkisi en az 1 yıl kadar sürer. Dolayısıyla süt verme döneminin bitimini takiben memelerin son şeklini alması için de belli bir süre beklemek gerekir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Bu dönemin sonlanmasını takiben cerrahi girişim gündeme gelebilir.Ne yapılabilir!!!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğum sonrası meme hacmindeki kaybın yerine konması, protez yerleştirilmesi ameliyatı ile gerçekleştiriliyor. Kısa süreli sayılabilecek bu operasyonu takiben günlük hayata çabuk ve zahmetsiz bir şekilde dönmek mümkün.- Meme dikleştirme ameliyatıyla sarkan deri fazlalıkları giderilip, meme daha dik bir konuma getirilirken aynı seansta uygulanacak bir protezle de arzu edilen hacim sağlanıyor.- Hamilelik sırasında memelerdeki doğal hacim artışı bazı kadınlarda doğum sonrasında kalıcı olabiliyor. Böyle bir değişiklikten rahatsız olunduğu takdirde, küçültme ameliyatı öneriliyor. Bu işlemde tek fark deri fazlalığının yanı sıra, büyüyen meme dokusunun da bir miktar çıkartılarak daha küçük hacimli bir şekil verilmesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Hamilelikte alınan kilolar da sorun…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle gebelik sırasında rahmin büyümesi ile gelişen deri dokusundaki artış, doğum sonrasında istenildiği oranda geriye dönemiyor. Böylece bu bölgede sarkıklıklar oluşabiliyor. Sadece deride değil, yağ depolanması ile deri altı yağ dokusunda da bir artış oluyor.Bunun yanı sıra karın duvarı kasları da hamilelikte zayıflıyor. Hatta yatkın kişilerde karın duvarında fıtıklaşmaya varan zayıflıklar gelişebiliyor. Tüm bunların tek bir plastik cerrahi ameliyatı ile giderilmesi mümkündür. Karın germe dediğimiz bu ameliyatta, bikini veya iç çamaşır çizgisi içerisinde kalacak bir iz yaratacak şekilde yapılan bir işlemle, hem bollaşan deri fazlalığı atılıyor hem de karın duvarı sıkılaştırılarak cilt altında şişkinliğe yol açan yağ dokusu çıkartılıyor.- Hamilelik sonrası basen bölgesinde ve belde kalınlaşmalar da görülüyor. Egzersiz ve diyet işe yaramayabiliyor. Son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde güvenli ve oldukça etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkan liposuctionla özellikle bu tür bölgesel deformitelerin giderilmesi mümkün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Çatlakları halledilmesi!!!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hamilelik sırasında cildin dermis tabakasının, bölgenin genişleme hızına yetişememesi sonucu oluşan çatlaklar doğumla gelen kalıcı değişiklikler arasında yer alıyor. İlk altı ay bir sene süresince kırmızı- mor arası bir renkte olan bu çizgiler ilerleyen dönemlerde solabilir. Bu kalıcı izlerin giderilmesinde karın germe ameliyatı en kesin çözümü sağlar.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-4296915602653853428?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/4296915602653853428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=4296915602653853428' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/4296915602653853428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/4296915602653853428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/03/doum-sonrasi-estetik-operasyonlar.html' title='DOĞUM SONRASI ESTETİK'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R-fj3wNceLI/AAAAAAAAAU0/X7ihfWY6Ygk/s72-c/hamile.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-1426020099418981287</id><published>2008-02-26T13:53:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:23.177-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gebelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek merkezleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menopoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vajinismus Tedavi Merkezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tup bebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üroloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medikal koltuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek istiyorum'/><title type='text'>Tüp bebek Nedir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SK7xSjWmI/AAAAAAAAAN8/51f5eDScP44/s1600-h/tup_nedir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171411031576238690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="140" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SK7xSjWmI/AAAAAAAAAN8/51f5eDScP44/s400/tup_nedir.jpg" width="216" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayatımıza son 20 yılda giren ve bizim için hızla sıradan bir yöntem haline gelen tüp bebek uygulaması nedir ve nasıl yapılır?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50'sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40'ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 - 80'lere çıkabilir. Geri kalan % 20 - 30'luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).&lt;br /&gt;Merkezimizde özel durumlar dışında rahim içine üç embriyo yerleştirilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tüp bebek hakkında genel bilgiler&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-1426020099418981287?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/1426020099418981287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=1426020099418981287' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1426020099418981287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1426020099418981287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/tp-bebek-nedir.html' title='Tüp bebek Nedir?'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SK7xSjWmI/AAAAAAAAAN8/51f5eDScP44/s72-c/tup_nedir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-1035798630666171309</id><published>2008-02-26T13:49:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:24.175-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IVM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek merkezleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek istiyorum'/><title type='text'>İlaçsız tüp bebek (IVM) yöntemi ne kadar başarılı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SJ8xSjWlI/AAAAAAAAAN0/90GLA-4PiFQ/s1600-h/21788.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171409949244480082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="133" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SJ8xSjWlI/AAAAAAAAAN0/90GLA-4PiFQ/s400/21788.jpg" width="150" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tüp bebek uygulamasına alternatif olarak sunulan IVM, yani ilaçsız tedavi, yumurtaların laboratuar ortamında olgunlaştırılması ile gerçekleştiriliyor. Bu yöntem 1990'lı yılların sonlarından itibaren kullanılmaya başlandı. IVM'de kısa süreli ilaç kullanımı veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtalar dış ortamda olgunlaştırılır ve daha sonra döllenerek transfer edilir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yöntem ilk olarak ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu (yumurtlama problemi olan) kadınlarda ilaç kullanılmadan tüp bebek yapılmak amacı ile ortaya atıldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;IVM yararı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Polikistik over sendromlu kadınlar, yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine karşı aşırı derecede hassaslar. Bundan dolayı ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve hastaneye yatarak tedavi gerektirebilen bir komplikasyona meyilliler. Özellikle de gebelik sırasında salgılanan hormonlar, ilaçlarla uyarılmış olan yumurtalıkları daha da uyarır. Bunun sonucunda karın boşluğu içine sıvı sızar ve kanda pıhtılaşma problemlerine yol açar. Yumurtalıklar ilaçlarla uyarılmadan tüp bebek uygulamasına geçildiğinde OHSS riski ortadan kalkar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;IVM başarı oranları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;IVM yöntemini ilaç ile yapılan tüp bebek yönteminden üstün kılan özellik, ilaç kullanımının olmaması. Buna karşın IVM ile gebelik oranları ilaç ile yapılan tüp bebeğe oranla daha düşük. Avantajlarına rağmen IVM'in yaygınlaşmamasının temeli nedeni de başarı oranlarının istenen seviyede olmaması. Yeni ve daha gelişmiş IVM kültür vasatlarının devreye girmesi ile bu tekniğin yaygınlaşması kaçınılmaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Henüz bilimsel kanıt yok&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;IVM'nin daha önce başarısız tüp bebek uygulaması olan kadınlar ve yumurtalıkları ilaçlara zayıf cevap veren kadınlarda kullanımı ile ilgili bilimsel bir kanıt yok. Mevcut durumda çok kısıtlı bir hasta grubunda kullanılan bu yöntemin sanki her derde deva gibi gösterilmesi son derece sakıncalı bir durum &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-1035798630666171309?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/1035798630666171309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=1035798630666171309' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1035798630666171309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/1035798630666171309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/ilasz-tp-bebek-ivm-yntemi-ne-kadar.html' title='İlaçsız tüp bebek (IVM) yöntemi ne kadar başarılı?'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8SJ8xSjWlI/AAAAAAAAAN0/90GLA-4PiFQ/s72-c/21788.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-2850723166881984394</id><published>2008-02-25T14:28:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:24.313-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dış gebelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meme kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jinekoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meme kanseri erken teşhis'/><title type='text'>MEME KANSERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NBWRSjWjI/AAAAAAAAANk/GmvzlIYGf2g/s1600-h/meme-kanseri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171048648005605938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 166px; CURSOR: hand; HEIGHT: 352px" height="334" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NBWRSjWjI/AAAAAAAAANk/GmvzlIYGf2g/s400/meme-kanseri.jpg" width="166" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;20 yıl içinde 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak.İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ile Türkiye Meme Vakfı (Meva)’nın Mayıs 2007’de başlattığı ve toplum bilincini artırmayı hedefleyen, ‘Türkiye’de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması’ projesinin eğitim ayağı tamamlandı.Meme kanserinin akciğer kanserinden sonra kadınlarda ikinci ölüm sebebi olduğunu söyleyen Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz, “20 yılda 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak; bunun yüzde 70’i Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde olacak. Ancak bu hastalık erken teşhisle yüzde 99 oranında tedavi edilebilen nadir türlerden biri” diyerek görülme oranındaki hızlı artışa rağmen erken teşhis ve doğru tedavi ile meme kanserinden ölümlerin giderek azaldığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm meme kanserlerinin yüzde 99’u kadınlarda, yüzde 1’i erkeklerde görülüyor ve dünyada her yıl 8 kadından, Türkiye de ise 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. ‘Meme kanserinde erken teşhis neden önemli?’ sorusuna Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz şöyle yanıt veriyor: “Erken teşhisin önemi konusunda fazla lafa gerek yok, bilinmesi gereken en önemli nokta; kadın kanserleri içinde yüzde 99 oranında tedavi edilebilen tek hastalık, erken dönem meme kanseridir. Erken evrede yakalanan meme kanseri aynı zamanda tüm kanserler içinde de bu oranda başarıyla tedavi edilebilen nadir bir türdür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEME KANSERİ HER KADININ BAŞINA GELEBİLİR.&lt;br /&gt;Avrupa Birliği’nin ‘Üreme Sağlığı Projesi’ kapsamında ve Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile yürütülen ‘Türkiye’de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması’ projesinin en önemli amacı da meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeğine dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık yaratmak. Proje Koordinatörü Tuba Dündar, 6 ilde yerel sivil toplum kuruluşları temsilcilerine eğitim verdiklerini söylüyor: “Kuruluşların temsilcileri de bu bilgiyi kendi saha çalışmalarına taşıdılar. Eğitimlerde meme kanserinin her kadının başına gelebileceği ve erken teşhisin önemi üzerinde durduk. Sağlık bakanlığının meme kanseri tarama merkezlerini kullanmaları konusunda eğitim verdik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEHLİKENİN FARKINDA OLUN, GÖZLERİNİZİ AÇIN!&lt;br /&gt;Proje süresince 150 sivil toplum temsilcisi ile 2000 kadına eğitim verip danışmanlık yaptıklarını vurgulayan Dündar, eğitim sürecinin, ‘Gözlerinizi Açın’ sloganıyla hazırlanan kısa filmlerle devam ettiğini belirtiyor: “Diyarbakır, Trabzon, Adana, Antalya, Gaziantep ve İstanbul’da projenin eğitim ayağı tamamlandı, sırada eğitici filmler bölümü var. Konuyla ilgili olarak çektiğimiz 10 kısa filmi de yerel ve ulusal televizyonlarda göstermek istiyoruz. Bu filmlerde; ‘Tehlikenin farkında olun, lütfen meme kanseri gerçeğine gözlerinizi kapamayın, gözlerinizi açın’ mesajı veriyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞAM TARZI İYİLEŞTİKÇE MEME KANSERİ ARTIYOR&lt;br /&gt;Dr. Can Gürbüz, meme kanserindeki hızlı artışı sosyo-ekonomik gelişmişliğe ve yaşam tarzına bağlıyor: “Hastalık daha çok Türkiye gibi gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerde artıyor; daha da artacak... Bunun en önemli nedeni ise yaşam tarzlarının iyileşmesi. Sosyoekonomik yapı iyileştikçe meme kanserine yakalanma oranı artıyor. Ama sevindirici bir nokta var ki o da erken teşhis ve tedavi sayesinde meme kanserindeki ölüm oranı giderek düşüyor.” Dr. Gürbüz, meme kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için uyulması gereken tarama programını şöyle özetliyor:“Kadınlar 20-35 yaşları arasında her ay kendilerini muayene etsinler, üç yılda bir de doktora gitsinler. 35 yaşında bir kez baz mamografi çektirsinler ve her sene doktora gitsinler. 40 yaşından sonra ise her sene mamografi çektirsinler, her sene doktora gitsinler ve tabii ki her ay kendilerini muayene etmeye devam etsinler.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-2850723166881984394?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/2850723166881984394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=2850723166881984394' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/2850723166881984394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/2850723166881984394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/meme-kanseri.html' title='MEME KANSERİ'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NBWRSjWjI/AAAAAAAAANk/GmvzlIYGf2g/s72-c/meme-kanseri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-8537332429688942664</id><published>2008-02-25T14:25:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:24.675-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jinekolog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meme kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın genital kanserleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mesothelioma'/><title type='text'>DOĞUM KANSERİ ÖNLÜYOR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NAkBSjWiI/AAAAAAAAANc/cDT9RxsDB-g/s1600-h/meme1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171047784717179426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NAkBSjWiI/AAAAAAAAANc/cDT9RxsDB-g/s400/meme1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Doğum yapan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin az olduğu ortaya çıktı ABD'de yapılan bir araştırma, doğum yapan kadınların, bebekten anneye geçen ve koruyucu etkisi olan hücreler sayesinde meme kanserine yakalanma riskinin daha az olabileceğini ortaya koydu.Washington Eyalet Üniversitesi Kanserle Mücadele Araştırma Merkezi'ndeki bilim adamlarının yaptığı araştırmanın başındaki V. K. Gadi, doğumdan sonra bile kimerizmin (hamilelik sırasında fetüse ait kök hücrelerin göbek bağı bariyerini geçerek annenin kanına karışması) meme kanserine karşı koruyup koruyamayacağını inceledi.Bu hücelerin vücudu kanser hücrelerinden arındırıp arındırmadığını ya da diğer bir olasılık olarak kimerizmin hücrelerin yeniden oluşumuna katkıda bulunup bulunmadığını araştıran Gadi, ''Benim varsayımım fetüs hücrelerinin annenin vücuduna yerleşebileceği ve kansere dönüşebilecek hücreleri aktif olmadan önce tanıyabildikleri yönünde. Araştırma bunu gösteriyor'' dedi. Araştırma ''Cancer Research'' adlı derginin ekim ayı sayısında yer alıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-8537332429688942664?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/8537332429688942664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=8537332429688942664' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8537332429688942664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8537332429688942664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/doum-kanseri-nlyor.html' title='DOĞUM KANSERİ ÖNLÜYOR'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8NAkBSjWiI/AAAAAAAAANc/cDT9RxsDB-g/s72-c/meme1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-6511580610613877703</id><published>2008-02-25T14:19:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:25.125-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gebelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın doğum hastalıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><title type='text'>Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M_jhSjWhI/AAAAAAAAANU/J1oaez0ddIg/s1600-h/GEBELÄ°K.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171046676615617042" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 281px; CURSOR: hand; HEIGHT: 304px" height="314" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M_jhSjWhI/AAAAAAAAANU/J1oaez0ddIg/s400/GEBEL%C4%B0K.jpg" width="281" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1. Düşük tehlikesi&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. Sinirsel şok&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3. Enfeksiyon riski&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu öneriler yıllarca gebelikte cinsellik konusunda hekimlerin taşıdığı düşünceleri özetlemektedir. Prof. Dr. Ş. Çanga ve Prof. Dr. İ. Önder 1977 tarihli Propedötik(Kadın-Doğum) adlı kitaplarında gebelik sırasında cinsel ilişkinin sınırlandırılmasının doğal olduğunu, zaten gebede cinsel ilişki arzusunun ileri derecede azaldığını, kadının bütün ruh ve hayal alemi ve organizasyonu ile kendini taşıdığı çocuğuna verdiğini belirtmektedirler. Yazarlar, öyküsünde mükerrer abortuslar bulunan kadınlarda cinsel ilişkinin bütünüyle kesilmesi gereğini vurgulayarak, bu kadınlarda ilişkinin mekanik olarak ya da genital organlarda oluşan hiperemi nedeniyle abortuslara neden olabildiğini söylemektedirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ayrıca doğumun başlamasından önce yapılan cinsel ilişkinin puerperal enfeksiyonlara zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu nedenle gebeliğin ikinci ayından başlayarak cinsel ilişkilerin ileri derecede sınırlanması ve doğum öncesi 6 haftadan başlayarak bütünüyle kesilmesi önerisinde bulunulmuştur. Ek bir etmen olarak semende prostaglandinlerin varlığının gösterilmesi gebelikte cinsel ilişkiyle ilgili sayılan yasaklayıcı nedenlere "prostaglandinler erken doğumu başlatabilir" gerekçesinin de eklenmesine yol açmıştır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yıllar boyunca gebelikte cinsellikle ilgili yaklaşımlar, bilimsel verilere dayanmaktan çok geleneğe dayalı standartların sürdürülmesi biçiminde olmuştur. "Her gebe için uygundur" yaklaşımı bireysel ilgi değişkenliğini, fiziksel rahatlığı ve olguların gerçek deneyimlerini dikkate almamaktadır. Hekimler ve sağlık hizmeti veren diğer çalışanlar bu konuda bilimsel verilere sahip oldukça, bebek bekleyen çiftlere yanlış bilgi gidişi azalacaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gebelikte Cinselliğin Fiziksel Yönleri Bilindiği gibi gebelikte belirgin fiziksel değişiklikler oluşmaktadır. Gebelikteki normal fizyolojik değişiklikleri gözden geçirdiğimizde bunların çoğunun gebe kadının cinselliğini dile getirmesini engellediği dikkati çeker. Örneğin erken gebelikteki bulantı-kusmalar, gebenin sıklıkla hissettiği halsizlik ve yorgunluk olumsuz etmenlerdendir. Üçüncü üç aylık dönemde beden değişikliklerinin artmasının yanında öne çıkan yorgunluk hissi nedeni ile kadın açısından cinselliğin söylenmesi beceriksiz ve rahatsız edici durum alır.Kadının arzu ettiği biçimde cinsel yanıt vermesini engelleyen diğer etkenler mide yanması, idrar yapma isteği, kabızlık, fetüsün hareketleri ve bel ağrısıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin erken dönemlerinde hormonal ve damarsal değişikliklere bağlı olarak memeler duyarlılaşmıştır. Bu durum cinsel yakınlaşmada olumsuz bir etken olabileceği gibi, ileri gebelik haftalarında orgazmla birlikte süt salınımının ortaya çıkabilmesi hem gebe hem de eşi açısından rahatsızlık verici bir durum yaratmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikteki genital organlardaki artmış angorjman durumu cinsel uyarı sonucu daha da belirginleşir. Bunun sonucunda post koital kanamalar daha fazla görülecektir. Vazokonjesyonun neden olduğu dolgunluk hissi orgazmdan sonra da sürebilir ve rahatsız edici olabilir. Aynı biçimde vajinal salgılar da gebelikte artmıştır ve cinsel uyarılma ile çok daha belirgin olur.Yapılan bir çalışmada gebelikte cinsel davranışlarını değiştirme gerekçeleri arasında kadınların %46'sı bedensel rahatsızlığı belirtmişlerdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte Cinselliğin Psikolojik Yönleri Cinsel istek ve cinsel işlev pek çok çevresel, kişiler arası ve kişinin kendine özgü etmenlerden etkilenmektedir. Cinsel performansı bilgisizlik, öfke, korku ve çeşitli olumsuz tutumlar değiştirebilir. Gebelikte gebe kadın ve eşi cinsel açıdan stres altındadır. Gebeliğin son üç ayı içinde kadında cinsel istek yitimi olduğu ortaya konulmuştur. Bir çalışmada gebe kadınların %23'ü cinsel aktivitede azalma nedeni olarak cinsel ilgide düşüklüğünü göstermişlerdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelik, kadında daha önce ortaya çıkmamış olan psikolojik çatışmaları açığa çıkarabilir. Çocukluktan kalma kardeşlerle ya da anneyle yaşanan rekabet anımsamaları, dişilik rolüne ilişkin kendi çatışmaları, kendi bağımlılık gereksinimine ilişkin çatışmalar ve eşine duyduğu karşıt düşüncelerin tümü gebede sorunlar yaratabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerde de eşleri gebe iken cinsel ilişki için istekte azalma görülebilmektedir. Bunun bir nedeni, erkeğin gebeyi uygun olmayan bir cinsel arzu nesnesi olarak görmesidir. Erkekler bu dönemde çok güçlü duygular yaşayabilirler. En başta eve gelecek yeni konuk babanın erkekliğinin canlı bir kanıtı olacaktır. Gebenin ilgisi eşinden çok bebeğe yöneldikçe bir çeşit kıskançlık ortaya çıkacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelik iki birey arasındaki cinsel yönden gelişmede bir basamaktır. Çiftin ilgi düzeyleri aynı değilse biri öbürünü "çok talep edici" ya da "çok reddedici" olarak algılayabilir. Bu zor dönemde hekimin yol göstericiliği çok yardımcı olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte kadın yaşadığı bedensel değişiklikler sonucu "çekiciliğini" yitirdiğini düşünebilir. Bu durumda erkek, eşinin değişen fiziğinden çok ona duyduğu sevgiyi öne çıkarmalıdır. Yoksa kadında eşinin evlilik dışı ilişkilere yöneldiği hissi doğabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte cinsel ilişkiyle ilgili olarak her iki eşte koitus sonucu fetüsün zarar görebileceği korkusu olabilir. Sağlık hizmeti verenler, eğer gebelikte koitusun sakıncalı olabileceğine ilişkin kanıt yoksa, bu korkuları gerekli açıklamalarla gidermelidirler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte Cinsel EtkinlikCinsel ilişki sıklığı:Bu konuda yapılmış çalışmalardan Masters ve Johnson' un çalışması ilk ve özellikle 3. ayda cinsel etkinlikte azalma olduğunu göstermektedir. Diğer 4 çalışma da gebeliğin sonlarına doğru cinsel etkinliğin azaldığını ortaya koymuştur. Örneğin bir çalışmada daha önce haftada 2-5 kez cinsel ilişki kuran çiftlerden gebeliğin ilk üç ayında cinsel etkinliklerini sürdürenlerin oranı %78 iken, 8. ayda %46'ya, 9. ayda ise %23'e düştüğü gösterilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cinsel ilgi ve orgazm: Nulliparlarda ilk üç ayda cinsel uyarılma ve performans etkinliğinde azalmaya karşı, multiparlarda çok az değişiklik olduğu;ikinci üç ayda ise cinsel uyarılma ve performansta her iki grupta da iyileşme saptandığı ileri sürülmüştür. Üçüncü 3 ayda cinsel ilgide azalma olduğu olguların çoğu tarafından ileri sürülmüştür. Bir çalışmada birinci üç ayda %28 olan ilgi azalmasının 9. ayda %75' e çıktığı görülmüştür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikte orgazmla sonuçlanan koitus oranlarında giderek azalma olduğu saptanmıştır. Ancak bir grup kadın gebeliğin tüm evrelerinde orgazm şiddetinde artma olduğundan söz etmiştir. Genellikle gebeliği önlemeyi düşünmeksizin ya da gebe kalındığı bilindiği için oluşan rahatlık duygusu bazı kadınlarda gebelikte cinselliği daha haz verici duruma getirebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Koitus Dışı Davranış : Gebelikten önce koitus dışı davranışları (mastürbasyon, orogenital seks gibi) olan çiftlerin çoğunun gebelikte bu etkinlikleri terkettikleri görülmüştür.Gebelikte cinsel etkinliğin yerini alıp çiftin yakın birlikteliğini sürdürecek aktiviteler bir çalışmada ele alınmıştır. Buna göre yalnızca el ele tutuşmak gibi yakın bedensel temas bile bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Önemli olan çiftin bedensel ve duygusal birlikteliğini sürdürmesidir. Pek çok çift gebeliklerinde ilişkilerine daha farklı açılardan bakabilmekte ve koitusa dayalı olmayan yöntemler geliştirebilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Davranış Değişikliği : Gebelik ilerledikçe cinsel ilişki pozisyonlarında da değişiklik olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin bir çalışma sonuçlarına göre, gebelik öncesi dönemde olguların %80 oranında kullandığı "erkek yukarıda" pozisyonu gebelikte önemli oranda terkedilmiştir. Üçüncü üç ayda "yan-yana" pozisyonu ve "arkadan yaklaşımla vajinal giriş" pozisyonu daha çok kullanılan pozisyonlar olmuştur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gebelikler sırasında cinsel davranışlardaki değişikliğin nedeni olarak kadınlar, %46 oranında bedensel rahatsızlığı, %27 bebeğin zarar göreceği korkusunu, %23 cinsel ilgi yitimini, %17 ilişki sırasında gebeliğin getirdiği "beceriksizliği", %8 hekimlerin önerilerini, %6 gebelik dışı nedenleri, %4 "çekiciliğini yitirdiğini", %1’i de hekim dışı kişilerin önerilerini ileri sürmüşlerdir.De Lee, 1934' te yazdığı The Principles and Practice of Obstetrics adlı kitapta, gebelikte cinsel ilişkiyi yasaklamak için dört neden saymaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Doğum Sonu CinsellikBebeğin doğumu çiftin ilişkisini değiştirecektir. Çocuk bakımı yorucudur, yalnızca fiziksel değil duygusal enerji harcamasına da yol açar. Bebek genellikle anne babaya yakındır. Çift, bebek yakındayken koitus yapmaktan çekinecek, ayrı bir odada ise "ya ağlamasını duymazsak" kaygısına kapılacaktır.Bebeğin her ağlamasında süt emzirmenin önerilmesi bu bağlamda olumsuz bir etken olacağı gibi bebeğin ağlamasıyla angorje ve duyarlı olan memelerden süt salınımı olduğu görülecektir.Vajinal lübrikasyon (kayganlık) azaldığından disparonia ortaya çıkacaktır.Doğum sonu dönemde 3-7 ay süreyle cinsellikte azalma bildirilmekte ise de loşianın azalmasıyla çoğu olgunun 2-4 hafta içinde cinsel etkinliğe başladığı anlaşılmaktadır. Bu kadar erken koital aktiviteye dönülmesi önemli komplikasyonlara yol açmamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak geleneksel olarak doğumdan sonra cinsel aktivitenin 6 haftalık lohusalık süresince ertelenmesi önerilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunun gerekçesi açık olan servikal kanaldan asendan yolla bir enfeksiyonun girişini önlemek ve vajinal-perineal dikişlerin açılmasına engel olmaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde perine cildi gergin ve duyarlıdır. Vajinadaki kayganlık eksikliğine karşı başlangıçta yapay bir kayganlaştırıcı yağ kullanılabilir. İlk birkaç hafta içinde cinsel ilişki dışı yakınlaşma cinsel etkinliğin sağlıklı bir biçimde yeniden yerleşmesinde çok yararlı olacaktır. Bazı kadınlarda doğum sonu dönemde depresif bir ruh durumu ortaya çıkabilir. Bu durum ayrıca tıbbi tedavi gerektirebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin her ağlayışında gece ve gündüz yalnızca emzirmeyle beslenmesi durumunda ve doğumdan bu yana 6 aydan az süre geçmişse, emzirme gebelikten korunmada oldukça etkili ancak geçici bir yöntemdir. Etkili korunmayı sürdürebilmek için adetler başlar başlamaz, emzirmelerin sıklığı ve süresi azaldığında, ek mamaya başlandığında ve bebek 6 aylık olduğunda mutlaka güvenilir bir kontraseptif yönteme geçilmelidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kadın ve erkek vajinal doğumun vajinayı genişlettiğini düşünür. Ancak daha önce vajinal kaslar kullanılmadan hiç egzersiz yapılmadıysa belirli bir gevşeklik söz konusu olabilir. Dolayısıyla Kegel egzersizleri denilen perine ve vajen kaslarının kasılmasıyla yapılan egzersizler yararlı olur. Bu egzersizlerin temeli pubokoksigeus kasını kasıp gevşetmeye dayanır. Bu kas idrar yaparken tutmayı ve yeniden idrar yapmaya başlamayı sağlayan kastır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hazırlayan: Prof. Dr. Atilla Yıldırım Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı&lt;br /&gt;Kaynak: TR.NET Sağlık SayfalarıDe Lee, 1934' te yazdığı The Principles and Practice of Obstetrics adlı kitapta, gebelikte cinsel ilişkiyi yasaklamak için dört neden saymaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-6511580610613877703?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/6511580610613877703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=6511580610613877703' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/6511580610613877703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/6511580610613877703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/gebelikte-dikkat-edilmesi-gereken.html' title='Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar!'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M_jhSjWhI/AAAAAAAAANU/J1oaez0ddIg/s72-c/GEBEL%C4%B0K.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-6608292085001193323</id><published>2008-02-25T14:15:00.001-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:25.338-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ultrason'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tüp bebek'/><title type='text'>Hamilelikte ULTRASON ne Sıklıkta Yapılmalıdır?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M-GxSjWgI/AAAAAAAAANM/hEr9iFKb1nk/s1600-h/ultrason.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171045083182750210" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px" height="190" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M-GxSjWgI/AAAAAAAAANM/hEr9iFKb1nk/s400/ultrason.jpg" width="250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hamile bir kadının tüm hamileliği boyunca kaç kere ultrasonografi incelemesine girmesi gerektiği konusunda katı kurallar yoktur. Ultrasonografinin son yıllar içinde gösterdiği gelişme hem cihazların boyutlarının küçülmesine hem de ücretlerinin ucuzlayarak daha fazla kullanıcıya ulaşabilmesine olanak sağlamıştır.&lt;br /&gt;Bu gelişmenin sonucunda günümüzde nerdeyse artık her muayenehanede bile değişik kalitede ultrason cihazları buylunur hale gelmiş hatta bazı merkez ve özel muayenehanelerde 3 boyutlu ultrason cihazları da yerini almıştır.&lt;br /&gt;Bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak da gebelik takiplerinde ultrason incelemeleri rutinin bir parçası haline gelmiştir. Sağlık hizmetlerinin oldukça pahalı olduğu Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere çoğu gelişmiş ülkede ise gebelik takiplerinde ülkemizde olduğu kadar sık ultrason incelemesi yapılmamaktadır. Bunun nedeni her ultrason incelemesi için ayrı ücret alınması ve bu yüksek maliyetin hizmeti alanlar ve sigorta şirketlerince karşılanmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi ülkelerde ilk ultrason incelemesi 7-8. haftalarda yapılmakta , daha sonra 18-23 haftalar arasında detaylı inceleme ve 34. haftasa son bir değerlendirme yapılmaktadır. Son zamanlarda ense kalınlığını değerlendirmek için 11-14. haftalarda da ek bir ultrason incelemesi giderek yaygınlaşmaktadır.Ülkemizde ise durum biraz daha farklıdır. Bizde hem kadın hastalıkları hem de gebelik muayenelerinde ultrason incelemesi rutinin bir parçasıdır ve ayrıca ücretlendirilmemektedir.Aradaki bu farklılık her doktor vizitinde ultrason ile bakılması şart mıdır? sorusunu gündeme getirmektedir. Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel açıdan bakıldığında yüksek riskli olmayan gebeliklerde gerçekten de her muayenede ultrason ile bakılması gerekli olmayabilir. Bu durumda bebeğin gelişiminin ve büyüklüğünün değerlendirilmesinde eskiden olduğu gibi rahimin üst noktasının mezura ile ölçülmesi, bebeğin duruş şeklini tahmin edebilmek için elle muayene yapılması, bebeğin kalp atımlarının saptanması yani hayatta olup olmadığının tespit edilmesi için boru şeklinde kulaklık ile ya da dapton cihazı ile dinlenmesi ve sonuçta bebeğin sağlıklı ve normal olduğuna subjektif bir şekilde karar verilmesi gerekir. Öte yandan bilgisayarların yaşantımızın her anına girdiği 21. yüzyılda bu tür subjektif değerlendirmeler yerine daha objektif ölçümler ve gözle izleyerek yapılan değerlendirme kanımca çok daha çağdaş bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki günümüzde jinekolojik muayenelerde bile artık bimanuel muyayene adı verilen elle muayene tekniğini çok gerekmedikçe kullanmıyoruz. Eski hekimlerin deyimi ile jinekologların gözü artık parmaklarının ucunda değil ultrason probunun ucunda. Bu sayede muayeneler de hasta için hem daha konforlu hem de objektif olmakta. Gebelik takiplerinde de eski yaklaşım yerine herhangi bir zararı olmadığı bilinen ses dalgalarıın yani ultrasonun yardımı ile bebeğin gelişim ve sağlık durumunun değerlendirilmesi çok daha uygundur..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-6608292085001193323?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/6608292085001193323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=6608292085001193323' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/6608292085001193323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/6608292085001193323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/hamilelikte-ultrason-ne-sklkta.html' title='Hamilelikte ULTRASON ne Sıklıkta Yapılmalıdır?'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M-GxSjWgI/AAAAAAAAANM/hEr9iFKb1nk/s72-c/ultrason.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-2670718670991399885</id><published>2008-02-25T14:12:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:25.607-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yoga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gebelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bebek sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne sağlığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hamilelik'/><title type='text'>Hamilelik ve Karın Çatlakları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M9mxSjWfI/AAAAAAAAANE/BW-oDuvgvy4/s1600-h/Dogum_Hamilelik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171044533426936306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M9mxSjWfI/AAAAAAAAANE/BW-oDuvgvy4/s400/Dogum_Hamilelik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Anne adaylarını bebeklerinin sağlığı ve rahat bir hamilelik geçirip geçirmeyecekleri doğal olarak oldukça fazla endişelendirmektedir.Hamilelik ikinci üç aylık döneme ulaştığında bu endişeler bir nebze azalır ve kozmetik konular daha fazla önem kazanmaya başlar. Bu konuların en başında gelen de kuşkusuz hamilikte ortaya çıkması olası karın çatlaklarıdır.&lt;br /&gt;Gebelik bazı cilt değişikliklerine neden olabilir. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu hormonal değişimler ile ilgilidir. Yüzde görülebilen renk değişimleri, avuç içlerinde kızarıklık ya da kaşıntılı deri döküntüleri nispeten daha nadir görülürler. Hemen hemen bütün hamile kadınlarda görülen bir diğer değişim de karnın ortasından geçen siyah bir çizgi ortaya çıkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak anne adaylarını en fazla rahatsız eden cilt değişikliği karında görülen cilt çatlaklarıdır.&lt;br /&gt;Ciltte ortaya çıkan pembe beyaz renkli, yara izine benzeyen değişimlere stria gravidarum ya da gebelik çatlakları adı verilir. Tipik görüntüsü deride ufak ve fazla derin olmayan çöküntüler şeklindedir. Açık tenli kadınlarda pembemsi bir rengi olabilir. Esmer tenlilerde ise etrafındaki cilt bölümlerinden oldukça açık renkte, hatta gümüş rengindedir. Ciltte bulunan kollajen adı verilen maddenin ayrılmasından dolayı görülürler. Ağrılı değillerdir ancak hafif bir kaşıntıya yol açabilirler. Hem mekanik gerilmeye bağlı olarak hem de hormonal nedenler ile ortaya çıkabilirler. En sık karnın alt bölümlerinde görülmekle birlikte kalçalarda, uyluklarda, memelerde ve hatta kollarda bile görülebilirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çatlakların oluşmasında en önemli belirleyici faktör genetiktir. Siyah kadınlarda hemen hemen hiç görülmezken, Asyalılarda daha nadir görülür. Beyaz kadınların ise yaklaşık %75-90'ında değişik oranlarda krın ya da cilt çatlaklarına rastlanmaktadır. Bir başka deyişle annesinde ya da kızkardeşlerinde olan kadınlar çok büyük olasılıkla bu sorunla karşılaşacaklardır.Karın çatakları genellikle son 3-4 ayda yavaş yavaş ortaya çıkarlar. Ancak bazı zamanlar son 3-4 haftaya kadar görülmeyip daha sonra belirebilirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genetik dışında karın çatlakları için bir diğer risk faktörü de ani ve fazla kilo artışıdır. Hızla büyüyen karın ciltte gerilmeye ve elestikiyet kaybına neden olarak çatlak oluşumunu sağlayabilir. Bu nedenle dengeli ve ideal sınırlarda kilo alımı çatlak oluşumunu bir ölçüde engelleyebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ortaya çıkan çatlaklar doğumdan sonra ne yazık ki kaybolmazlar. Renk değiştirerek gümüş ya da sedef benzeri bir hal alırlar. Bazı kadınlar bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşır. Bazıları ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirimiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır.Karın çatlakları ve bunların önlenmesi doğal olarak kozmetik üreticilerinin de dikkatini çekmektedir. Bu amaçla üretimiş pekçok ürün piyasada satılmaktadır. Ancak bunların çatlakları önlemedeki ve oluşmuş çatlakları gidermedeki etkinlikleri hala daha çok tartışmalıdır ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bir ürün yoktur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bununla birlikte kullanımlarının gelişmekte olan bebeğe ve anne adaylarına olumsuz bir etkileri de bulunmamaktadır.Çatlakların önlenmesinde alınabilecek en iyi önlem cildin nemini korumaktır. Bu da dengeli ve sağlıklı bir beslenme ve yeterli sıvı alımı ile mümkündür. Gebelikte su tüketiminin önemi, çatlakların engelenmesinde de kendini göstermektedir. Dengeli beslenme ani ve gereğinden fazla kilo artışına engel olacağı için karın cildinin olması gerekenden daha fazla gerilmesini engeller. Bu ani gerilme çatlak oluşumunda önemli bir faktördür.Duş sırasında karnın yumuşak bir sünger ya da fırça yardımı ile dairesel hareketler ile masaj yapar şekilde ovalanması da ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak elastikliğinin korunmasına yardımcı olabilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gebeliğin ikinci üçaylık döneminden başlayarak düzenli şekilde cildin nemlendirilmesi de alınabilecek bir diğer önlemdir.Bu amaçla piyasada satılan kozmetik ürünler kullanılabileceği gibi basit nemlendiriciler, bebe yağları ve badem yağı da kullanılabilir. Bunlar arasında badem yağı kötü kokusuna rağmen en etkili ürün gibi görünmektedir. Bu ürünlerin temel ortak özelliği cildin ani gerilmeye karşı dayanıklılığını arttrmalarıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Özetleyecek olursak:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aile öyküsü ve genetik yatkınlık çatlakların ortaya çıkmasında önemlidir. Anneniz ya da kızkardeşlerinizde varsa büyük olasılıkla sizde de görülecektir.Eğer önceki hamileliklerinizde çatlak olduysa bu hamileliğinizde de oluşması kuvvetli bir olasılıktır. Önceden kalan çatlakların rengi geçici olarak koyulaşabilir.Ani kilo artışı. Çok hızlı ve fazla miktarda kilo aldıysanız çatak ile karşılaşma olasılığınız yüksek demektir.Beslenme durumu. Yeterli miktarda sıvı alan ve dengeli beslenen kadınlarda daha az ve daha hafif şiddette çatlak olduğunu unutmayınIrkın önemini akılda tutun. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-2670718670991399885?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/2670718670991399885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=2670718670991399885' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/2670718670991399885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/2670718670991399885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/hamilelik-ve-karn-atlaklar.html' title='Hamilelik ve Karın Çatlakları'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8M9mxSjWfI/AAAAAAAAANE/BW-oDuvgvy4/s72-c/Dogum_Hamilelik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6635516881572647599.post-8655758326910314311</id><published>2008-02-25T13:13:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T19:04:25.925-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HCPCC'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jinekolojik kanserler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='over kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum ve meme kanseri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın hastalıkları'/><title type='text'>Ø Jinekolojik Kanserler (Over Kanseri)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8MydhSjWdI/AAAAAAAAAM0/fiu09_KOAyk/s1600-h/over.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171032279885240786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 258px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px" height="180" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8MydhSjWdI/AAAAAAAAAM0/fiu09_KOAyk/s400/over.jpg" width="290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619276"&gt;Klinik Bulgular&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanserlerinin % 80 den fazlası postmenapozal kadınlarda görülür. Bu hastalığın en sık görülme insidansı 62 yaştır. 45 yaşından önce bu kanserler pek sık görülmez. Epitelial over kanserlerinin % 1 inden azı 21 yaşından önce görülür ve bu yatlardaki ovariyan malignitelerin 2/3 ü germ hücreli tümörlerdir.Postmenapozal kadınlardaki ovariyal neoplasmların %30’u malignken, premenapozal hastaların sadece % 7 si belirgin olarak maligndir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619277"&gt;Tarama&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanserlerinin taramasında tümör belirteçlerinın ve ultrasonografinin değeri prospektif çalışmalarda kesin olarak belirlenememiştir. Transabdominal ultrasonografi ile yapılan tarama sonuçları cesaret vericidir ancak spesifitesi düşüktür. Bununla beraber; her ne kadar test tek başına kullanıldığında her bir over kanseri tesbit edilen vaka için 10-15 laparotomi yapılması gerekse de, transvaginal ultrasonografideki son gelişmelerle erken evre over kanseri tesbitinde çok yüksek bir sensitiviteye (&gt;%95) ulaşılmıştır&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=787544786443378737#_edn4" name="_ednref4"&gt;.&lt;/a&gt;Over kanserinin erken tesbitinde rutin yıllık muayenelerin kullanımı umut kırıcı sonuçlar vermiştir. Over damarlarının kan akımının belirlenmesi amacıyla kullanılan transvaginal renkli doppler ultrasonografiyi destekler faydalı bulgular versede taramadaki rolü belirlenememiştir.Epitelial over kanserlerinin erken tanısında CA 125 in katkısı olduğu gösterilmiştir. Testin sensitivitesine bakıldığında CA 125 in Evre I deki hastaların % 50 sini, Evre II katıldığında ise % 60 ını belirleyebildiği tesbit edilmiştir. Transvaginal ultrasonografi ile kombine edildiğinde veya belirli bir süreçde izlendiğinde CA 125 spesifitesinin arttığı gösterilmiştir.Bilhassa premenapozal kadınlarda hem CA 125 ve hemde transvaginal ultrasonografinin yalancı pozitif sonuçları, bu testlerin maliyet-etkinliğinin olmadığını ortaya çıkarmıştır ve over kanseri taramasında rutin olarak kullanılmamalıdır. Gelecekte yeni belirteç ve teknolojiler over kanseri tarama spesifitesini arttırabilir ancak bunların etkinliği geniş prospektif çalışmalar gerektirir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171032546173213154" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8MytBSjWeI/AAAAAAAAAM8/cTLybigFORw/s400/5455454545454.png" border="0" /&gt;&lt;a name="_Toc413145711"&gt;Epitelial ove&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145711"&gt;r kanserinde genetik risk&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;A.B.D. de kadınların tüm hayatı boyunca over kanserine yakalanma insidansı % 1.4 dür ve belirli ailevi hikayeleri bulunan kadınlarda over kanseri riski daha yüksek olarak bildirilmektedir.Epitelial over kanserinin çoğu sporadik olarak ortaya çıkar, ailevi ve herediter şekiller tüm malignitelerin % 5 ini olutturur. Bir hasta, yere-özgü ailevi over kanseri, kalıtsal meme/over ailevi kanser sendromu veya Lynch II sendromu olarak da bilinen kalıtsal nonpolipozis kolon kanser sendromu nedeniyle genetik risk altında olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yere-özgü ailevi over kanseri:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pozitif ailevi hikayesi olanlarda epitelial over kanseri gelişme riski daha yüksektir. Kesin riski belirlemek zordur ve birinci ve ikinci derece akrabalarda epitelial over kanseri olmasına bağlı olarak değişir.İki birinci derece akrabasında (ör: anne, kız kardeş veya kızı) belirlenmiş epitelial over kanseri olan ailelerde etkilenmiş bir gene bağlı risk % 50 ye kadar çıkabilir. Bu pedigri tipi ise otozomal dominant bir kalıtsal özellik gösterir.Bir birinci derece ve bir ikinci derece akrabasında (ör: büyükanne, hala, birinci kuzen veya torun) belirlenmiş epitelial over kanseri olan ailelerde etkilenmiş bir gene bağlı risk artmış olabilir ancak bunun derecesini tam bir pedigri analizi yapmadan belirlemek zordur. Relatif risk ailevi hastalık hikayesi olmayanlara nazaran 3 ila 10 misli daha fazladır.Bir birinci derece akrabasında belirlenmiş epitelial over kanseri olan ailelerde etkilenmiş bir gene bağlı risk hafifçe artmıştır; relatif risk 2 ila 4 misli kadardır.Herediter olmayan tümörlere oranla, herediter over kanserleri genellikle on yıl daha genç kadınlarda meydana gelmektedir. Birinci veya ikinci derece akrabalarında 50 yaş öncesi epitelial over kanseri görülmüş kadınlarda muhtemel etkilenmiş geni taşıma oranı daha yuksektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meme/over ailevi kanser sendromu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sendrom, epitelial over kanseri ve meme kanseri kombinasyonu olan ailelerde ortaya çıkar ve birinci , ikinci derece akrabaları etkiler. Bu sendromu olan kadınlarda, bu tumörlerin erken yaşta görülme ve bilateral olma eğilimi vardır. Eğer iki tane birinci dereceden akrabası etkilenmişse otozomal dominant kalıtımla uyumludur. Over Kanseri gelişmesinin rölatif riski normal populasyondan 2-4 kat daha fazladır. Öncelikle meme kanseri hikayesi olan kadında bunu takiben over kanseri gelişme insidansı 2 kez fazladır .&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lynch II Sendromu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sendrom (herediter nonpolipozis kolon kanseri veya HNPCC), multipl adeno kanserlerı kapsar ki bu da familial kolon kanseri (Lynch I sendromu olarak bilinir) ve yüksek oranda ovarian, endometrial, meme, gastrointestinal sistem ve genitoüriner sistemin diğer malignitelerini içerir. Bu aileden olan bir kadında epitelial over kanseri riski, genel populasyona oranla 3 kez artmış rölatif riske rağmen, birinci-ikinci derece akrabalarındaki hastalık sıklığına bağlıdır.Kuvvetli ailesel epitelial over kanseri hikayesi olan kadının bakımı yaşına, reprodüktif planına ve risk büyüklüğüne dayanır. Bourne ve ark. transvaginal ultrasonografi ve CA-125 düzeylerinin tümörleri saptamada genel populasyondan on kez daha başarılı olduğunu göstermişler ve böylece yüksek riskli kadınlar için takip önerilmiştir. American Collage of Obstetrics and Gynecology nin jinekolojik pratik komitesi kesin önerileri ilişikte özetlenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) Reprodüktif kapasitesini korumak isteyen kadınlar her 6 ayda bir transvaginal ultrasonografi ile periyodik kontrole alınmalıdır ve çocuk isteği tamamlandıktan sonra proflaktik ooferektomi önerilmelidir. Genç kadınlara çocuk sahibi olmadan önce oral kontraseptif’ler yüksek riskli kadınlarda koruyucu etkinliği ispatlanamamış olmasına rağmen verilebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2) Familyal ovariyan veya herediter meme-ovarian kanser sendromu olan kadınlar fertilitelerini sürdürmek istemezlerse, proflaktik bilateral salpingpooferektomi önerilmelidir. Ooferektomiden önce risk açıkca ortaya konmalıdır (tercihen soy analizleri yapılarak). Bu kadınlara yapılan operasyonun kesin koruma sağlamadiğı söylenmelidir. Çünkü nadiren de olsa bilateral ooferektomiden sonra peritoneal karsinomlar meydana gelebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3) Dökümente edilmiş Lynch II sendromu olan kadınlar, familial meme-over kanser sendromlu kadınlar gibi tedavi edilmelidir ancak ilaveten bu kadınlar periodik mammografi, kolonoskopi ve endometrial biopsi ile takibe alınmalıdır.&lt;a name="Semptomlar"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145712"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619278"&gt;Semptomlar&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanseri olan kadınların çoğunda uzun süre bir semptom görülmez. Semptomlar gelişmeye başladığında da belirsiz ve non spesifiktir. Hastalığı erken döneminde eğer hasta premenapozal ise irregüler mens görülebilir. Eğer pelvik kitle mesane veya rectuma bası yaparsa sık idrara çıkma veya konstipasyondan şikayet edebilir. Nadiren alt abdominal distansiyon, basınç veya ağrı (disparanü gibi) hissedebilir. Rüptür veya torsiyona sekonder ağrı gibi akut semptomlar alışılmış değildir.İleri dönem hastalıkta, hastalar sıklıkla asit, omental metastaz veya barsak metastazına bağlı semptomlara sahiptir. Bunlar abdominal distansiyon, şişlik, konstipasyon, bulantı, anoreksi veya erken tokluk gibi şikayetlerden ibarettir. Premenapozal kadınlar irregüler veya ağır menslerden şikayetçi olabilirler. Şartlara göre postmenapozal kadınlarda vaginal kanama meydana gelebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619279"&gt;Belirtiler&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanseri'nın en önemli belirtisi fizik muayenede pelvik kistlerin varlığıdır. Solid, irregüler, fikse pelvik kitle, kuvvetle ovarial malignansiyi işaret eder. İlaveten eğer, üst abdominal kitle veya asit varsa over kanseri tanısı kesindir. Hasta genellikle abdominal semptomlardan yakındığı için, pelvik muayene yapılmayabilir ve böylelikle tümörün varlığı gözden kaçırılabilir.Menapoz sonrası enaz bir yıl geçmiş hastalarda, overler atrofik ve non- palpable olmalıdır. Genellikle otörler palpe edilebilen pelvik kitlenin potansiyel malignensiyi düşündürmesi gerektiğini savunsalarda, Rulin ve arkadaşları postmenapozal kadınlarda 5 cm'nin altındaki palpable kitlelerin sadece %3'ünün malign olduğunu bildirmiştir.&lt;a name="Tanı"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145714"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619280"&gt;Tanı&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ovarian epitelial kanseri overin benign neoplazmlarından ve fonksiyonel kistlerinden ayırt edilmelidir. Pelvik inflamatuar hastalık, endometriozis ve pedinküllü uterin leiomyom gibi benign durumlar da over kanserini taklit edebilir. İnflamatuar veya neoplastik kolon kitleleri gibi jinekolojik olmayan pelvik tümörlerden ayrımı yapılmalıdır. Pelvik böbrek de over kanserine benzeyebilir.Serum CA 125 seviyelerinin malign pelvik kitlelerin benign olanlardan ayrımında önemli olduğu gösterilmiştir. Adneksial kitlesi olan ve yüksek serum CA 125 düzeyine sahip (&gt;95 u/ml) post-menopozal kadınlarda malignite açısından doğruluk değeri %96'dır. Bununla birlikte premenapozal kadınlarda sık görülen benign durumlarda da yükselmeye eğilimli olmasından ötürü testin spesifitesi düşüktür.Premenapozal hastalar için, adneksial kitlenin malignensiyi düşündürecek karakteristiğinin olmadığını gösterecek bir gözlem periodunun olması mantıklıdır (mobil, sıklıkla kistik, unilateral ve düzenli kontur). Genelde iki aydan fazla olmamak üzere oral kontraseptif kullanarak hormonal süpresyon uygulanır. Lezyon neoplastik değilse, pelvik muayene ve pelvik ultrasonografi ile gözlenebilen bir regresyon gösterir.Eğer kitlede regresyon olmazsa veya boyutları artarsa neoplastiktir ve cerrahi olarak yok etmek gerekir.Lezyonun ölçümleri önemlidir.Hasta klomifen sitrat veya diğer ovulasyon indüksiyon ajanlarını almadığı halde kistik bir kitlenin çapı 8 cm'den fazla ise neoplastik olma riski çok yüksektir. Lezyonu malign olduğu düşünülen hastalara (solid, relatif olarak fikse veya irregüler şekilli) postmenapozal adneksiyel kitleli hastalara yapıldığı gibi laparotomi uygulanmalıdır.Over kanseri diagnozu için eksploratuar laparatomi gerekir. Eksplorasyonu planlamadan önce hastaya rutin hematolojik ve biokimyasal rutinler yapılmalıdır. Laparotomiye giden hastadaki preoperatif değerlendirme göğüs röntgeni ve intravenöz pyelografi ile üriner incelemeyi kapsamalıdır. Abdominal ve pelvik bilgisayarlı tomografi veya magnetik rezonans görüntüleme belirgin pelvik kitlesi olan hastalar için diagnostik değildir.Bilgisayarlı tomografi veya magnetik rezonans asitli ve pelvik kitlesi bulunmayan hastalarda karaciğer veya pankreas tümörü aramak için yapılmalıdır. Eğer hepatik enzimler normalse karaciğer hastalığı ihtimali çok düşüktür. Karaciğer, dalak skenleri, kemik ve beyin skenleri, bu alanlara metastazı düşündürecek belirti ve semptomları olmayanlarda gereksizdir.Preoperatif değerlendirme overe metastaz yapabilecek diğer primer kanserleri ekarte ettirmelidir. Baryumlu kolon grafisi veya kolonoskopi, bazı 45 yaş üzeri kadınlarda ovarian metastazı olan primer kolonik lezyonu dışlamak için yapılır.Bu çalışma intestinal obstrüksiyon bulguları olan veya dışkıda belirgin kan olan hastalara yapılmalıdır. Üst gastrointestinal çalışmaları veya gastroskopi gastrik şikayetleri olanlara yapılır. Bilateral mammografi memede kitlesi olanlara yapılır. Çünkü overe metastaz yapan meme kanseri nadiren primer over kanserini taklit eder.Servikal sitoloji, ovariyal kanseri saptamadaki değerinin çok düşük olmasına rağmen yapılmalıdır. Düzensiz mensi olanlara veya postmenapozal vaginal kanaması olanlara uterin veya endoservikal kanserlerin overe metastazını ekarte etmek amacıyla endometrial biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yayılım Şekli:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanserlerinin yayılımı öncelikle peritoneal kaviteye dökülme yoluyla, ayrıca lenfatik ve hematojen yolla olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145716"&gt;Transçölomik yayılım&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial over kanserlerinin en sık ve en erken yayılım yolu peritoneal kavitelerin yüzeyleri boyunca dökülen hücrelerdir. Hücreler peritoneal sıvıların dolaşım yolunu izlemeye eğilimlidirler. Sıvı, respirasyonla pelvisten parakolik alanlara özellikle de sağda intestinal mezenter boyunca sağ hemidiafragmaya hareket etme eğilimindedir. Bu yüzden tipik olarak metastazlar; posterior kul de sak, parakolik nodlar, sağ hemidiafragma, karaciğer kapsülü, barsakların ve mezenterlerinin peritoneal yüzeyleri ve omentumda görülür. Hastalık çok nadir intestinal lümene invaze olur ancak o zaman kalın barsak loopunu progresif olarak tutup fonksiyonel obstrüksiyona neden olur. Bu durum karsinomatöz ileus olarak bilinir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145717"&gt;Lenfatik Yayılım&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özellikle ileri dönem hastalıkta pelvik ve paraaortik lenf nodu yayılımı sıktır. Diafragma ve retroperitoneal lenf nodlarına yayılım, diafragma üstü özellikle de supraklavikuler lenf nodlarına yayılıma öncülük eder.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145718"&gt;Hematojen Yayılım&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tanı esnasında hematojen yayılım sık değildir. Akciğer ve karaciğer gibi hayati organ parankimlerine yayılım vakaların sadece %2-3'inde meydana gelir. Diafragma üstü tutulumu olan hastaların çoğunda sağ plevral effuzyon vardır. Sistemik metastaz daha sıklıkla birkaç yıllık survivi olan hastalarda görülür.&lt;a name="_Toc413145719"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619282"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="Prognostik"&gt;Prognostik &lt;/a&gt;faktörler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tedavinin sonuçları, patolojik, biolojik veklinik faktörler olarak gruplanan prognostik faktörlerle ilişkilidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145720"&gt;Patolojik faktörler&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lezyonun grade'ini ve tipini kapsayan morfolojik ve histolojik patern önemli bir prognostik değişkendir. Histolojik tipin genelde prognostik olduğuna inanılmaz. Fakat son zamanlarda, berrak hücreli kanserin prognoz ile ilişkisinin diğer histolojik tiplerden daha kötü olduğu bildirilmektedir.Sellüler anaplazinin derecesi veya diferansiyasyon yapısı ve andiferansiye hücrelerin oranı ile belirlenen histolojik grade’in prognostik önemi vardır. Bununla birlikte, ovariyal kanserin grade'lemesinde gözlemciler arasında ve gözlem grupları içinde bile farklılıklar olması, grade’in bağımsız prognostik faktör olarak kullanılmasında tartışmalar yaratmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145721"&gt;Biolojik faktörler&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Epitelial ovariyal kanserin prognozu ile bazı biolojik faktörler arasında ilişki vardır. Flow sitometriyi kullanarak yapılan çalışmalarda düşük evreli kanserlerin diploid olmaya, yüksek evreli kanserlerin ise aneuploid olmaya eğilimli oldukları bildirilmektedir.Diploid tümörlü hastaların sağ kalımı, aneuploid olanlardan belirgin olarak daha uzundur: ve ortalama 5 yıla 1 yıl olarak kabul edilmektedir.60’dan fazla proto-onkogen tanımlanmıştır ve çalışmalar bu genetik loküslerin amplifikasyonu veya ekspresyonu ve bunların ovariyal kanserin gelişimi ve ilerlemesi ile olan ilişkisine odaklanmıştır. HER-2/neu onkogeni ekspresyonunun epitelial over tümörlerinde %30-32 var olduğu ve bu grubun özellikle de 5’den fazla gen kopyası olan hastalarda prognozun daha kötü olduğunu bildirilmektedir. Ancak genellikle HER-2/neu ekspressyonun ovariyan kanserde prognostik öneme sahip olmadığı kabul edilir. Ayrıca in vitro klonojenik çalışmalarda yapılmakta ve ovarian kanserlerle ilişkisi araştırılmaktadır. In vitro clonogenic büyüme ile survival arasında belirgin ters korelasyonun gösterilmesi clonogenic büyümenin önemli bağımsız bir prognostik degişken olabileceğini gündeme getirmişse de bu ölçümlerin klinik yararlılığının araştırılması için başka çalışmalara ihtiyaç vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145722"&gt;Klinik faktörler&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evreye ek olarak , primer cerrahi sonrası kalan rezidüel hastalıgın yaygınlığı ,asid hacmi, hastanın yaşı ve performans durumu bağımsız prognostik faktörler olarak kabul edilmektedir.Dembo’nun evre I hastalardaki prognostik faktörleri araştırdığı çalışmasında tümörün grade’inin ve pelvik peritona olan yogun yapışıklıkların prognozu kötü etkilediği, bunun yanı sıra operasyon anında tümörün rüptürü veya tümör hücrelerinin dökülmesinin prognozu etkilemediği bildirilmektedir. Sjovall ve arkadaşları da preoperatif olarak rüptüre olduğu saptanan tümörlerin pronozunun intraoperatif rüptür ve yayılım olan tümörlere oranla daha kötü olduğunu bildirmekte ve Dembo’nun çalışmasını desteklemektedir.&lt;a name="Evreleme"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145723"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619283"&gt;Evreleme&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;FIGO evrelemesi cerrahi gözlemdeki bulguları temel almaktadır. Preopertif araştırmalar ekstraperitoneal metastazları ekarte ettirebilir.Cerrahi evrelemenin önemi gözden kaçırılmamalıdır, çünkü tedaviye hastalığın evresine göre karar verilecektir. Eksploratris laparotomide inspeksiyon ve palpasyonla makroskopik hastalığa rastlanmıyan olgularda mikroskopik yayılım için dikkatli bir araştırma yapılmalıdır. Önceki serilerde cerrahi evreleme yapılmayan hastalarda, evre I epitelyal over kanserinin 5 yıllık toplam sağ kalım oranı yaklaşık %60 ken, o zamandan bugüne düzenli bir evreleme yapılan evre Ia veya Ib olgularda sağ kalım oranları %90-100 lere ulaşmıştır.&lt;a name="Patoloji"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145724"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619284"&gt;Patoloji&lt;/a&gt;Overin epitelyal tümörlerinin, yüzey epitelinin invaginasyonu sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Bu epitel çölomik epitelden gelişir, peritoneal mezotel ile devam eder. Yüzey epiteli metaplazik değişim gösterebilir ve farklı müllerian ve nonmüllerian epiteli oluşturabilir. Bu differansiasyon sonucu normal müllerian dokuları taklit eden çok çeşitli tümörler gelişir: Tuba uterinayı taklit eden seröz tümörler, endoserviksi taklit eden endoservikal tip müsinöz tümörler, endometriumu taklit eden endometrioid tümörler gibi. Bazan yüzey epiteli monmüllerian metaplazi gösterebilir: İntestinal (intestinal tip müsinöz tümör), transisyonel hücre (brenner tümörü ve transisyonel hücreli karsinom) ya da berrak hücre (berrak hücreli tümörler) gibi. Çölomik epitelden köken alan ovarian epitelial tümörler endometriozis alanlarından gelişebilir. Endometriozis alanlarından en çok gelişenler endometrioid ve berrak hücreli lezyonlardır&lt;a name="_Ref409322564"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn17" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=787544786443378737#_edn17" name="_ednref17"&gt;.&lt;/a&gt;&lt;a name="Seröz"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145725"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619285"&gt;Seröz Karsinomlar&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Over kanserlerinin % 60-80'ini oluşturur. Çoğu seröz karsinomlar evre III ya da IV olarak ortaya çıkar, % 50-70'i bilateraldir, çoğunluğu yüksek dereceli lezyonlardır. Seröz karsinomlar sıklıkla agressif lezyonlardır 5 yıl survey oranı % 11'dir.Makroskopik olarak mikroskopik boyutlardan 20 cm ya da fazla boyutlara dek ulaşabilir. İyi diferansiye karsinomlar çoğunlukla kistik multilokulerdir, yumuşak kolay parçalanabilen papillalar, kaviteleri doldurur. External yüzey düzgündür, bazan yüzey papillaları içerir. Daha az differansiye tümörler solid alanlar içerir. Nekroz ve hemoraji alanları bulunur.Mikroskopik olarak iyi diferansiye seröz karsinomlarda papiller yapılar belirgindir. Psammom cisimleri iyi diferansiye seröz karsinomların % 60-70'inde görülür. Akut inflamatuar hücreler görülebilir. Seyrek olarak malign adenofibrom yapısı izlenebilir. orta derecede diferansiye seröz karsinomlarda "lace-like" patern fokal yada yaygın olarak görülebilir. Hücreler küçük ve uniformdur % 20-30 olguda psammom cisimleri görülür.Az diferansiye seröz karsinomlarda solit kümeler oluşturan küçük, uniform hücreler görülür. Kümeler içindeki bu hücreler seyrek olarak mikroglandüler yapılar oluşturabilirler.&lt;a name="_Toc413145726"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619286"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="Müsinöz"&gt;Müsinöz &lt;/a&gt;karsinomlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Makroskopik olarak 12-20 cm çap arasında değişen kistik yapılardaki tümörlerin dış yüzü düzgündür kesit yüzünde kolay dağılabilen yumuşak kitleler ya da papillalar bulunur. Bazan tamamen solit yapıda, nekrotik ve hemorajik olabilir.Mikroskopik olarak iyi diferansiye müsinöz karsinomlar müsin sekrete eden adenokarsinomlara benzerler. Az differansiye karsinomlarda reaktif stroma içinde tek tek ya da küçük küme oluşturan infiltratif hücreler görülür. Taşlı yüzük görünümünde hücreler vardır20.Müsinöz karsinomda destrüktif stromal invazyon vardır ya da belirgin nükleer atipi, 3 sıradan fazla stratifikasyon gösteren müsin içeren atipik hücreler, ya da belirgin kribriform yapı gibi üç kriterin en az biri olmalıdır. Stromal invazyonlu çoğu karsinomlar (% 93) yüksek evrede (III ya da IV) saptanırlar. Invazif karsinomlu % 74 olguda ortalama survey 16 aydır. Bu nedenle invazyon önemli prognostik faktördür ancak evreden bağımsız değildir. Müsinöz kanserlerin metastatik kanserlerden ayrımı zordur, kolon, appendiks pankreas, safra kesesi ve ekstrahepatik safra duktus karsinomlarının metastazları primer müsinöz kanserleri taklit edebilir. Ayırt edici güvenilir histolojik bulgu yoktur.&lt;a name="_Toc413145727"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619287"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="Malign"&gt;Malign &lt;/a&gt;endometrioid karsinomlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Makroskopik olarak 12-20 cm çap arasında değişen kistik yapıdaki tümörün dış yüzü düzgündür kesit yüzünde kolay dağılabilen yumuşak kitleler ya da papillalar bulunur. Bazen tamamen solit yapıda, nekrotik ve hemorajik olabilir.Mikroskopik olarak iyi diferansiye karsinomlarda glandüler patern görülür. Gland benzeri yapıların içinde sellüler debri bulunur % 30 olguda benign skuamöz diferansiyasyon görülür. 1/3 olguda sekretuar patern vardır.Orta derecede diferansiye endometrioid adenokarsinomlarda kompleks glandüler ve mikroglandüler patern görülür. Epitelyal stratifikasyon daha az belirgindir, pleomorfizm ve mitotik aktivite ve nükleer atipi, nekroz, hemoraji daha fazladır.Az diferansiye karsinomlarda daha çok solit alanlar görülür, rezidüel mikroglandüler alanlar bulunur 40X de 5 mitoz görülür. Skuamöz ve sekretuar değişiklikler azdır20.Endometrioid karsinomlar pür ya da diğer histolojik tiplerle birlikte olabilir. Pür endometrioid kanserler sıklıkla (% 84) evre I ya da II dir. Mikst endometrioid karsinomlar seröz ya da indiferansiye komponent ile birliktedir, çoğu (%91) evre III ya da IV hastalıktır.Pür ya da mikst histolojik ayrımın prognozda önemi vardır. Pür karsinomlarda 5 ve 10 yıl survey oranı ve ortalama yaşam süresi daha iyidir.Endometrioid karsinom ve düşük malign potansiyelli endometrioid tümörler yüksek oranda endometriozis ile birliktedir. Bu nedenle endometriozisi bulunan hastalar yakından takip edilmelidir. Overin % 20 endometrioid karsinomları, endometriumun endometrioid karsinomları ile birliktedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="Malignbrenner"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145728"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619288"&gt;Malign brenner tümörü&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benign, ya da düşük malign potansiyelli brenner tümör, invazif komponent ile birlikte ise malign brenner tümör denir. Invazif komponent sıklıkla transisyonel hücreli karsinom, skuamöz karsinom ya da indiferan karsinomdur. Malign brenner tümörü seyrektir. En büyük seride 9 olgu vardır, 87i evre I dir.&lt;a name="_Toc413145729"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619289"&gt;Transisyonel hücreli karsinom (&lt;/a&gt;&lt;a name="TCC"&gt;TCC&lt;/a&gt;):&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Histolojik olarak mesanenin transisyonel hücreli karsinomlarına benzerler. Pür TCC lar seyrektirler, % 1 oranda izlenirler. % 99'u ise diğer histolojik tiplerle mikst yapı gösterir. Sıklıkla seröz, indiferan ve endometrioid karsinomlarla birliktedir.Transisyonel hücreli karsinom kamponenti içeren tümörlerin % 82'i evre III-IV dür. % 50 sinden fazla TCC komponenti içeren olgularda kemoterapi sonrası 5 yıl survey % 41 dir. Evre III de seröz komponent baskınsa % 18, indiferan komponent baskınsa % 11 dir.Primer tümör ve metastazı baskın olarak TCC ise 5 yıl survey % 56 dır, TCC değilse 5 yıl survey % 7 dir34.&lt;a name="berrak"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc413145730"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc412619290"&gt;Berrak Hücreli (Clear-cell) Karsinomlar&lt;/a&gt;:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Overun berrak hücreli karsinomları endometrium, serviks ve vagenin berrak hücreli kanserlerine benzerlik gösterir. Over ve endometrial berrak hücreli karsinomları DES kullanımına bağlı değildir. Endometriozis alanlarından en fazla gelişen ve küçük hücreli karsinomlar dışında hiperkalsemi ile birliktelik gösteren tümördür.Berrak hücreli karsinomlar makroskopik olarak 30 cm çapa ulaşabilirler. Yüzey adezyonları sıktır. Kesit yüzünde kalın duvarlı unilokuler kistik yapının içine uzanan sarımsı, nekroz ve hemoraji odakları içeren nodüller görülür. Seyrek olarak multilokuler, solid ve fibröz yapıda olabilir.Mikroskopik olarak solid, tubuloalveoler, papiller ve mikrokistik paternler oluşturabilir. Hücreler kabara çivisi görünümlü, berrak sitoplazmalı, oksifilik ve yassılaşmış tipte olabilir. Tümör baskın olarak papiller olduğunda seröz karsinomlardan ayrımı zordur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a name="_Toc413145731"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Toc412619291"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="İndiferan"&gt;İndiferan &lt;/a&gt;karsinomlar:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İndiferan kanserler solit alanlar oluşturan epitelial hücrelerden oluşur. Spesifik diferansiasyon yoktur.Pür indiferan kanserler seyrektir. Çoğu miksttir. Seröz, glandüler ya da transisyonel hücre differansiasyonu izlenir.% 50 ya da fazlası indiferan karsinom komponenti bulunan olgular indiferan karsinom olarak sınıflandırılır. Bu tümörlerin % 91'i evre III ya da IV dür. Survey kötüdür.5 yıl survey % 11, ortalama survey 27 aydır.Histolojik olarak ayırıcı tanısı granüloza hücreli tümör ve mezoteliomadır. Karsinomlar B 72.3, Leu-M1 ve CEA (+) dir. Mezoteliomalar (-) dir17.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;KAYNAKLAR[1][1] Çanga S, Esendal A, Yavuz H: Over tümörleri. Ders Kitabı. A.Ü.T.F. Yayın No: 345. 2. Baskı A.Ü. Matbaası, Ankara, 1976&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][2] Berek JS. Epithelial Ovarian Cancer. In Berek JS, Hacker NF (eds) : Practical Gynecologic Oncology. Williams &amp;amp; Wilkins, Baltimore, 1994, p 327.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][3] DEJOG (Dokuz Eylül Jinekolojik Onkoloji Grubu) tedavi protokolu 1995&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][4] van Nagell JR Jr, DePriest PD, Puls LE et al. Ovarian cancer screening in asymptomatic postmenopausal women by transvaginal sonographiy. Cancer 68 : 458, 1991.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][5] Gershenson DM. Epithelial Ovarian Cancer. In Copeland LJ (ed) : Textbook of Gynecology. W.B. Saunders Company, Philadelphia, 1993, p 1046.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][6] Laçin S, Demir N, Uslu T, Yörükoğlu K, Erten O: Three cases of müllerian neoplasia. European Journal of Gyaecological Oncology (Baskıda)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][7] Lynch HT, Watson P, Bewtra TA et al. Hereditary ovarian cancer : heterogeneity in age at diagnosis. Cancer 61 : 1460, 1991.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][8] Bourne TH, Whitehead MI, Campbell S et al. Ultrasound screening for familial ovarian cancer. Gynecol Oncol 43 : 92, 1991.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][9] American College of Obstetricians and Gynecologists. Genetic risk and screening techniques for epithelial ovarian cancer. ACOG Committee Opinion 117. Washington, DC : ACOG, 1992.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;[1][10] Rulin MC, Preston AL. Adnexial masses in postmenopausal women. Obstet Gynecol 70 : 578, 1987.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][11] Gershenson DM, Tortolero LG, Malpica A et al. Ovarian intraepithelial neoplasia and ovarian cancer. Obstet Gynecol Clin North Am 23 : 475, 1996&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][12] Chen SS, Lee L. Incidence of paraaortic and pelvic lymph node metastasis in epithelial ovarian cancer. Gynecol Oncol 16 : 95, 1983.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][13] Khoo SK, Hurst T, Kearsley J et al. Prognostic significant of tumor ploidy in patient with advenced ovarian carcinoma. Gynecol Oncol 39 : 284, 1990.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][14] Berek JS, Fu YS, Hacker NF. Ovarian Cancer. Berek JS, Adashi EY, Hillard PA (eds) : Novak’s Gynecology 12th edition. Williams &amp;amp; Wilkins, Baltimore, 1996, p 1155.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][15] Dembo AJ, Davy M, Stenvig AE et al. Prognostic factors in patients with stage I epithelial ovarian cancer. Obstet Gynecol 75 : 263, 1990.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][16] Sjövall K, Nilsson B, Einhorn N. Different types of rupture of the tumor capsule and the impact on survival in early ovarian cancer. Int J Gynecol Cancer 4 : 333, 1994.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][17] Tornos C, Silva EG. Pathology of epithelial ovarian cancer. Obstet Gynecol Clin North Am 1994; 21(1): 63-77.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][18] Bell DA. Ovarian surface epithelial-stromal tumors. Hum pathol 1991; 22: 750-762.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][19] Fox H. Obstetrical and Gynaecological Pathology. Fourth Ed Vol II Chirchill Livingstone, New York 1995:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][20] Kurman RJ. Blaunstein's Pathology of the Female Genital Tract. Fourth Ed. Springer Verlag, New York 1994: 718.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][21] Heaps JM, Nieberg RK, Berek JS. Malignant neoplasmas arising in endometriosis. Obstet Gynecol 1990; 75: 1023-1027.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][22] Heintz PM, Hacker NF, Lagesse LD. Epidemiyology and etiyology of ovarian cancer : A review. Obstet Gynecol 1985: 66: 127-135&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][23] Brujin JA, Smit VTHBM, Que DQ, Fleuren GJ. Immunohistology of a sarcomatous mural nodule in a ovarian mucinous cystadenocarcinoma. Int J Gynecol Pathol 1987: 6: 287-293.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][24] Chaitin BA, Gershenson DM, Evans HL. Mucinous tumors of the ovary. A clinico - pathologic study of 70 cases. Cancer 1985; 55; 1958-1962.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][25] Chan YF. Ho HC, Yau SM et al. Case Report. Ovarian mucinous tumor with mural nodules of anaplastic carcinoma. Gynecol Oncol 1989; 35: 112-119.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][26] Watkin W, Silva EG, Gershenson DM. Mucinous carcinoma of the ovary pathologic prognostic factors. Cancer 1992; 69: 208-211.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][27] Brescia RJ, Dubin N, Demopoulos RI. Endometrioid and clear cell carcinoma of the ovary. Factors affecting survival. Int J Gynecol Pathol 1989; 8: 132-138.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][28] Kaminski PF, Norris HJ. Coexistence of ovarian neoplasm and endocervical adeno carcinoma. Obstet Gynecol 1984; 64: 553-556.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][29] Kline RC, Wharton JT, Atkinson EN, Burke TW, Gershenson DM, Edwards CL. Endometrioid carcinoma of the ovary: Retrospective review of 145 cases. Gynecol Oncol 1990; 39: 337-346.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][30] Trebeck CE, Friedlander ML, Russed P et al. Brenner tumours of the ovary: A study of the histology, immunohistochemistry and cellular DNA content in benign, borderline and malignant ovarian tumours. Pathology 1987; 19: 241-246.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][31] Austin RM, Norris HJ. Malignant Brenner tumor and transitional cell carcinoma of the ovary: A Comparison. Int J Gynecol Pathol 1987; 6: 29-39.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][32] Roth LM, Gershell DJ, Ubgright TM. Ovarian Brenner tumors and transitional cell carcinoma: Recent developments. Int J Gynecol Pathol 1993; 12: 128-133.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][33] Silva EG, Robey-Cafferty SS, Smith TL, Gershenson DM. Ovarian carcinomas with transitional cell carcinoma pattern. Am J Clin Pathol 1990; 93: 457-465.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][34] Robey SS, Silva EG, Gershenson DM, Mc Lemore D, El-Naggar A, Ordonez NG. Transitional cell carcinoma in high-grade high stage ovarian carcinoma. An indication of favourable response to chemotherapy. Cancer 1989: 63: 839-847.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][35] Brescia RJ, Dubin N, Demopoulos RI. Endometrioid and clear cell carcinoma of the ovary. Factors affecting survical. Int J Gynecol Pathol 1989; 8: 132-138.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][36] Crozier MA, Copeland LJ, Silva EG, Gershenson DM, Stringer CA. Clear cell carcinoma of the ovary: A Study of 59 cases. Gynecol Oncol 1989; 35: 199-203.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;[1][37] Kennedy AW, Biscotti CV, Hart WR, Webster KD. Ovarian clear cell adenocarcinoma. Gynecol Oncol 1989; 32: 342-349.[1][38] Silva EG; Tornos C, Bailey MA, Morris M. Undifferantiated carcinoma of the ovary. Arch Pathol Lab Med 1991; 115. 377-381.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6635516881572647599-8655758326910314311?l=womenhospital.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://womenhospital.blogspot.com/feeds/8655758326910314311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6635516881572647599&amp;postID=8655758326910314311' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8655758326910314311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6635516881572647599/posts/default/8655758326910314311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://womenhospital.blogspot.com/2008/02/jinekolojik-kanserler-over-kanseri.html' title='Ø Jinekolojik Kanserler (Over Kanseri)'/><author><name>....</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2Zfw0MnLTNo/R8MydhSjWdI/AAAAAAAAAM0/fiu09_KOAyk/s72-c/over.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
